Turgut Uyar'ı Anıyoruz.



Ankara’da doğdum. ilk hatırladığım mekan, iki katlı, iki katı biraz karanlıkça küçük bir ev. Ve bu evde ilk zehirlenme...
Babam harita binbaşısıydı. Çalışkan bir adamdı, çok iyi bir hattattı. Ankara’nın latin alfabesi ile ilk sokak levhalarını, geceler boyu çalışarak ilk o yazmıştı. Ölümünden on-onbeş alıştı ve her akşam içti rakısını... Seksen yaşını aşmıştı öldüğünde... İstanbul’a göçtük...

İlkkokula orada başladım. ‘Hırka-i Şerif İlkokulu’ na da ‘19. İlkmektep’...

Müziğe ilk yakınlığım alaturkayla olmadı. Oysa babam ut, ölen büyük ablam keman, küçük ablam her türlü telli sazı çalardı. Müzikle ilk yakınlaşmam Necip Celal Antel’in tangolarıyla başlar. Hüzünlü bir çocuktum. Nedense hep ağlamaya hazır... Dördüncü sınıftaydım. Henüz kare’ye murabba, paralelkenar’a mütevaziyüladla, yamuk’a sibinmünharif, çarpma’ya darp, bölme’ye taksim diyorduk. Bir yıl sonra, beşinci sınıfta değişti terimler. Artık nakıs, eksi; mustatil, dikdörtgen olmuştu.

İlk aşkım, sarsıcı, hüzünlü, umarsız ilk aşkım o yıla rastlar. Bir mahalle, bir arkadaşımın dayısının kızı. Onun da benden hoşlandığını sanmak istiyordum. Ne var ki, tek yabanlık pantolonumun tam cebinin üstünde kolay kolay saklanamayan bir yırtık vardı...

Asker okullarında hiç mutlu olmadım. Genellikle yatılı okullarda mutlu olan çocuk yoktur sanıyorum. Başkalarının, hatta somut başkalarının da değil de, hiç kavrayamadığım bir otoritenin belirlediği ve çoğu zaman saçma bulduğumuz bir şeyler yaşamak...

İlk şiirim 1947 yılında yedigün dergisinde yayımlandı. Çok önemsemedim. Heyecanlanmadım. O derginin şiir beğenisinin üst düzeyde olmadığı duygusu vardı içimde. Bir inat sorunuydu benimki. Sonraları, küçücük Kaynak Dergisi ile inatlaşmaya başladım. Bir yıl sürdü. Başardım...

1948 yılında kur’a usulü tayinle Pasof’a gittim. Yirmi bir yaşında, evli ve bir çocuklu olarak. Pasof’a varışımızın ertesi günü, ilk maaşımı, işe geç başladığım için alamadım ve ilk kez borçlandım. Bakkala gidip kurufasulye almak istedim... Yoktu kurufasulye veya benzeri yiyecekler. Böylesi kıyı köşe yörelerde, herkesin kışlık yiyeceğini yaz ortalarında edindiğini öğrendim...

Galiba ilk’ler değil önemli olan. Koşullar. Bir yaşta herkes dünyayı kendine göre görür, kendine göre yorumlar. Bu gördüğü, kurduğu, yorumladığı, genellikle doğrudur, yaratılışı doğrultusundadır...

‘Her şeyden biraz kalır’ diyor bir İtalyan atasözü. En inandığım doğrulardan biri. Söylemeden edemeyeceğim bir doğru da şu: Aşk söz konusu olduğunda, ikinci de, üçüncü de, sonuncu da ilk’tir.

Ve bir Turgut Uyar şiiri :

YAD

Güzel günlerim vardı yağmurlarla ıslanan
Ve güzel gecelerim masallarla dopdolu
Her şey, her şey güzeldi gözyaşı, dünya, zaman
Böğürtlen topladığım ıssız, tozlu köy yolu
Güzel günlerim vardı yağmurlarla ıslanan

Ufacık korumuzda dolaşırdım korkuyla
Ve Allahı arardım serçe yuvalarında
Bulamayınca dua yollardım akan suyla
Göğü bulutlar saran bahar havalarında
Ufacık korumuzda dolaşırdım korkuyla

Seyrederdim göklerde her gün büyüyen ayı
Ve kale duvarından yıkık mezarlıkları
Bana korkunç bir devi hatırlatan kayayı
Ve annemin taktığı mavi nazarlıkları
Seyrederdim göklerde her gün büyüyen ayı

Turgut Uyar

1 Yorum:

  1. Merhabalar,

    Turgut Uyar'ın ismini duymuştum ama, onun 1927 Ankara doğumlu olduğunu çok sonra öğrenmiştim. İlk okuduğum şiiri ise "Göğe Bakma Durağı"ydı. Bu güzel ruhlu şairimizi doğum gününde rahmet ve saygıyla anıyorum.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.