Yedinci Gün - İhsan Oktay Anar


İhsan Oktay Anar'ı, Puslu Kıtalar Atlasıyla tanıdım. Bu kitaptan aldığım tat, 4-5 yıl geçmesine rağmen hala hatırımdadır. Onun içindir ki Yedinci Gün'ü çıkarır çıkarmaz, hiç bir inceleme yapmaksızın bir okurumuza hediye ettik. Zaman geçti, İhsan Oktay Anar'la yolumuz tekrar kesişti. Bu sefer sebeb-i ziyaretimiz belliydi. Hediye ettiğimiz bu kitabı hem merak ettik. Hem de edebiyat dünyasında epey bir ses getirdiği için olaya vakıf olma gereği duyduk. Bu düşünceyle yola çıktık ve sonunda Yedinci Gün'ü biz de okuyabildik. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Etikete aldanıp bu eseri hediye ettiğim için açıkçası biraz pişmanlık duydum. Keşke bir süre bekleyip, eserin okunurluğu test etseydim de popülizme kurban gitmeseydim. "Kurban gitmeseydim." cümlesini kurmama etken olan düşünceyi biraz sonra sizlerle detaylı bir şekilde paylaşacağım ama öncelikle eseri bir tanıyalım. Konusu nedir, verdiği mesaj nedir ve ilgi çeken yönleri nelerdir, bunları netleştirelim.

İletişim Yayınların'dan çıkma, 240 sayfalık bu eseri önce kendi dilinden dinleyelim :

"Çizgilerin kürelere, zamanın sonsuzluğa, sonsuzlukların da hayâllere dönüştüğü bir hikâyedir bu. Sıradan insanların sıra dışılığı, bilinen hikâyelerin düşlere dönüşümü, zaafların asîlleşmesi, erdemlerin ardındaki günâhkârlık tüm içtenliğiyle akacak zihinlere. İnsan olmanın en zayıf ve en yüce yanları, bir hikâyenin dokunuşuyla bir kez daha bilinebilir olacak. İhsan Oktay Anar, bu yeni düşüyle sizleri bir kez daha şaşırtacak. Çizgilerde değil kürelerde gezinecek, bilinen zamanların bilinmeyen anlarına yolculuk edeceksiniz. Alışık olmadığınız bu dünyanın kapısından girdiğinizde âşinalık hissedecek, sadeliğin ihtişâmına teslim olmanın rahatlığıyla kendinizi akışta yolculuk ederken bulacaksınız."
*
Kitap 3 farklı kategoriye ayrılmış. Birinci bölümde padişahın başından bir takım şeyler geçiyor, İkinci bölümde İhsan Sait ortaya çıkıyor, sonunda da hepsini bağlayan bir bölüm oluşturuluyor. Fakat ilk iki bölümün okunurluğu konusunda şüphelerim var. Okurken yazarın neyi anlatmak istediğini tam olarak kestiremedim. Onun için kitaptan pek fazla zevk almadım. Bir an önce bitsin de kurtulayım dediğim kitaplardan biri oldu... Diğer bir eksikliği de dilinin ağırlığı oldu. Hem gereğinden fazla Osmanlıca sözcük var, hem de mesleki terimin fazlalığından dolayı sık sık not alma gereği duydurdu... 
İlgi çeken yönleri de yok değil. Edebiyatımızda "İhsan Oktay Anar" diye ayrı bir söyleyiş tarzı var. Metinler, alışılmışın dışında farklı bir üslupla oluşturulmuş. Mesela: İhsan Oktay Anar, bir kaç farklı dilde cümleler kuruyor ve hiç bir açıklama yapmıyor. Okur ne demek istediğini anlamıyor ama doğal karşılıyor. Yer yer atasözleri, yer yer sokak jargonuna dair ögeler duymanız mümkün... İhsan Oktay, kitapta Tanrısal (Hakim) anlatışla kendisini gösteriyor. Olayın farklı yönlerini onun için çabuk kestirebiliyorsunuz. Kitapta hoşuma giden  bölümleri not aldım. O alıntıları da yazının sonunda bulabilirsiniz.

  • ... ve öğle ezanına kadar uyanmaz, hatta zaman zaman güneşin bu vakitte doğduğunu sanırdı."sf.19
  • ... kendisine tembihat vermek için yalıya çağrılan Şeyh İzzettin'e "Kerizettin Efendi", Abdulrezza Kirami Hazretleri'ne "Zırtullahıkirmani Efendi" ve Şeyh Abdülmabud'a "Abdullabut Efendi" diye hitap edip matrak geçince epey bir beddua almıştı. sf.23
  • ...kumar borcunun iblis için bile namus borcu sayıldığı. sf.24
  • Türk eyeri, yumuşak Fransız kıçı için fazla sertti. sf.26
  • ... kıbleye sırtını vermiş ve dindarlığına dikkat çekmek için bir de külahına imamlar gibi sarık sarmış. sf.124
  • ... ayaklarına zincirle bağlanan bir kayadan ibaret çaresizliği onu, yalnızlık okyanusunun ta derinlerine çekiyordu. sf.134
  • Suretle alay olmazdı olmasına, ama markaya da itimat diye bir şey vardı. sf.161
  • 'Eflatun nâm bir feylesof, ‘Bu dünya Fikirler âleminin bir taklididir’ dediğinde, Fars kralı Dârâ, ‘Nah! Asıl fikirler, bu Dünya’nın bir taklididir’ demiştir. sf.192


erdi demir - 16:11


2 Yorum:

acemi blogger dedi ki...

Bende yıllar önce puslu kıtalar atlası ile yazarı tanımış oldum. Ardından susukunlar geldi.
Amat ve Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri okunmayı bekliyor.
Elimdeki iki kitabı okuduktan sonra bende bıraktığı duygulara göre yedinci günü almayı düşünüyordum ama hiç olumlu eleştiri duymadım. Okuyanların pek çoğu dilinin ağırlığından şikayetçi.
Şuan İskender Palanın L&M sini okuyorum. L&M kadar ağır bir kitap düşünemiyorum. Üç günde ancak 150. sayfaya gelebildim.

Erdi Demir dedi ki...

@acemi blogger
İnternetteki tepkilere bir göz attım da herkes dilinin ağırlığından ve kitaptaki anlatım kargaşasından şikayetçi. Sözlük yardımıyla da roman okunmaz ki. Keşke biraz daha sade yazsaymış.

Yorum Gönder

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.

Yedinci Gün - İhsan Oktay Anar