Aşkın Gözyaşları 3 / Kimya Hatun - Sinan Yağmur


"Nasıl mı?
Kimya gibiyim işte...
Yangın yeri bir ruhum,
Yanık gül kokuları taşıyan hüznümle,
Bir Şems'in yolunu,
Şems gözbebeklerimdeyken bekliyorum..."


Bu defa herhangi birinin satırlarıyla karşılamıyorum sizleri. Naçizane kendi yüreğimden düşenlerle ve bir "besmeleyle" karşınızdayım. Kitaptan ne kadar etkilendiğimi buradan da anlayabilirsiniz sanırım. Sinan Yağmur, Aşkın Gözyaşları serisiyle hayatıma girdi. Ama ne girmek...

1. serisi, Şems-i Tebrizi'nin gözünden anlatılan bu dünyaları aşıp ötelere uzanan aşk, 2. seride isr Mevlana'nın bedeninden bizi olduğumuz yerden Konya'ya götürüyor. Bu çok güzel gerçekten.
Fakat Kimya Hatun...
O bambaşka bir aşkla sevgili Şems'i ve gönüllerin sevgilisi, üvey babası Mevlana'yı anlatıyor. Hele ki Şems'e olan aşkı, mektupları, bakışı o kadar hoş ki... Belki de bayan olduğum için öyle düşünüyorum ama, durum bu.

Zaten etkileyici, gayet efsunlu bir üsluba sahip olan yazar Sinan Yağmur; bir erkek olarak bir bayanın gözüyle bu sevdayı o kadar ustaca anlatmış ki, takdirleri de topluyor zaten. Ben de hayran kaldım açıkçası. Kimya Hatun'un hayatı, Mevlana'nın aile içindeki hali, annesi Kerra Hatun'la evliliği, Şems'ın en özel halleriyle ilgili de oldukça değerli bilgiler veriyor meraklısı ve sevdalısına...
           
Annesi Kerra Hatun'un Mevlana'yla evlenmesiyle, ilim ve tasavvuf yuvası bir evde yaşamaya başlıyor. Saygı görüyor, seviliyor ve kıskanılıyor da...
Bilindik çeyiz sohbetleri edilirken kadınlar arasında, o Ehli Beyt'in annesi Hz. Fatıma Zehra (ki Allah ondan razı olsun) gibi haya ve iman dolu bir ruhun peşinde koşuyor. Kendisine aşık olan üvey kardeşi Alaeddin'inle de sınav ediliyor. Ama bir gün güneş doğuyor, yani Şems geliyor. Namütenahi aşk, o seher vaktinde kapısını çalıyor dergahın : Şems !
Kimya demek, o demek oluyor. Kimya Hatun'un gönderilmemiş mektupları da kitabın sonunda mevcut. Merak ediyorum da, yazar bu kadar kaynağa nasıl ulaşabilmiş ? Sanki Kimya Hatun'un yıllardır açılmayan odasının çekmecesinde bir defterden bulup yazmış gibi...
Benim en çok ilgimi çeken, hiçte normal olmayan bu evliliğin, iki kişilik olan tarafı... Baş başa kalan eşlerin gizli konuşmaları... Ve konuşulan : Allah ! Kerametlerle dolu olan eşiyle olan sohbetlerine 3. kişi olmak hem yüzümü hem de kalbimi kızartıyor.
İslam'da evlilik öncesi eğitim hakkında da bol bol mesajlar veren diyaloglar arasında, evliliğin manası, aşkın nikahtaki yerini de Kimya'nın kalbindeki haritayla gösteriyor. Özellikle eşlerin birbirine karşı nasıl davranması gerektiğini, aşkı nasıl mutlulukla taçlandırarak yaşabileceğimizi anlatıyor. Bu konuyla ilgili örnek isteyenler, bu iki Allah dostunun kitabını kesinlikle okumalı !
           
Eleştiri veya tavsiye olarak söyleyebileceğim tek şey, biraz önce de söylediğim, kitabın sonunda bulunan "adresini bulamamış mektuplar" bölümü -her ne kadar hoş olsa da- bölümlere dağıtılarak daha derin olabilirmiş. Her bölüm başındaki kalp şeklinde birleşmiş ve kitabın iki iç kapağına özenle koyulmuş çiftler halindeki vavlar, gerçekten en sevdiğim ayrıntılar arasında...
Teknik bilgi isteyenler için de söyleyeyim kitap 263 sayfa, bölümlerden oluşuyor. Her bölüme manalı bir başlık ve sağ tarafına anlamlı satırlarla başlanıyor. Karatay Akademi Yayınları'ndan çıkmış ve  fiyatı 8.5 tl ... 

Son olarak da, Kimya'ya karaladığım birkaç satırı sizinle paylaşmak istiyorum.

Kimya...
Senin adın bile, senin aşkın için sana koyulmuş aslında.
Okyanuslara şiir yazdırtan ruhun, ama buna nispeten bitmeyen sükutunla, benim kapkara zamanıma bile ak gökyüzünle yağıyorsun. "Aşığım" diyenlere, aşk için yakıp, yanmayı öğretiyorsun. Bana da anlatsan ?
Sessizdin ya hani sen, bana da sussan. "Beni anlayamazsın, beni bilemezsin" dersin, biliyorum. Seni Şems'ın anlar, sana aşıkların gözyaşları tanesince yine O ağlar. Ondan başkasına dilin lal, gönlün mühürlüdür. Şimdi o mühür, anlamını yitirmiş bakışlarda sürur, aslında gurur !

Kimya...
Seccadenin bir köşesinde bırakırdın aşkını bir tespih gibi Allah'ın huzurundayken, sonra yeniden koyardın pembe gül kokan kalbine. Hani hasretin vardı, birkaç söz uzağındaki o yaşlı adama. Yazdığın mektupların, uçsuz bucaksız bakışların gizliydi. O gittikten sonra, kalbin Doğu'ya götürmüştü aklını, hislerini ve tabii aydınlığını... Senin için hep sabah namazı vaktiydi ya, güneş hiç doğmazdı o yokken. Ben senin hasretine ortak olmuş insanım şimdi.

Kimya...
Sonsuz nuruna kavuştuğunda da bitmedi senin için bekleyiş, çok seviş, hasret kalış. Kalbi, kalbine değmedi aşkın nikah olmuşken. Sen bir hurmayla oruç açan Aişe oldun. Anne olamadın. İki Kimya'ya az gelirdi bu dünya...
Sen vuslatın son durağındayken, artık "bitmişken hasret" bittin.
Şems'in aşkına yar oldun.
Sen Şems'i de o vuslatın hatırına Kitab'ın arasına koydun.
Tam da Maşuğun sana verdiği gülünün yanına.
Son nefeslerinin arasında.
Sen Şemssiz aşk oldun ya,
Sana AŞK olsun Kimya... "


3 Yorum:

  1. Ne zamandır okumak istediğim bir eser. Bu faydalı yazı için teşekkür ederiz Katre... Kalemine kuvvet :)

    YanıtlaSil
  2. okumayı çok istediklerimden benim de.. yazınız son derece etkileyici ve içten olmuş.. teşekkürler.. sevgiler..

    YanıtlaSil
  3. tek kelime ile muhteşem saygılarımla (ÖZGE GÜLSUYU)

    YanıtlaSil

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.