NEY, Ne Ola Ki?



"Hz. Ali'nin (k.v) kulaklarında bir nefes yankılanır. Soğuk, eşsiz ve misk kokulu... Kollarını tutan, bedenine yaklaşan yürek, Allah'ın Sevgilisi, kayınpederi ve amcasının oğluydu. Sol göğsü delindi genç adamın, çöllerde döndü ür oldu. O büyük ruhuna, Fatima'yı taşıyan kalbinden taştı, doldu. En sonunda insan eli değmemiş bir kuyuya fısıldadı Aslan, yolu sonunda yerini buldu. Fakat bilmişti Peygamber, buyurdu:

Sırrımı ifşa mı ettin?
dedi Ali "yok", 
Allah Resulü (s.a.v) dedi "var"...
Yoksa neyin nesidir bu ney? Sırrımı yüreklerde yakar."


Bu hikaye neyi anlatır aslında, anlamasını ve yanmasını bilene...
Peki, ney deyince aklımıza ne gelir? Mevlana, yeşil, sema, semazen... Hem de Mevlana'nın ney üflemediğini bilmeden. Ben işte buna "mana ve derya" derim.
Ney üflemeden, neyle akla gelebilecek kadar meftun olmak, yanmak ve aşık olmak...
Allah'ı aramak...
Allah'ı anmak...
Aşkı Allah'ta bulmak...
Yerdeyken semada uçurtma olmak...
Secdedeyken, yerden bulut olmak...
-
"Bişnev ez ney çün hikâyet mî küned
Ez cüdâyîhâ şikâyet mî küned
Gez neyistân tâ merâ bübrîde end
Ez nefîrem merd ü zen nâlîde end
Sîne hâhem şerha şerha ez firâk
Tâ begûyem şerh-i derd-i iştiyâk "
 -
Dinle neyden, zirâ o bir şeyler anlatmada
Ayrılıklardan şikayet etmededir.
Ney der ki: Beni kamışlıktan kopardıklarından beri
İniltim kadın-erkek herkesi ağlattı
Ayrılık bağrımı delik deşik eylesin
Tâ ki aşk derdini anlatabileyim

Mesnevi'nin başlangıcından:
Mevlevilikte ciddi manada önemli bir yere sahip olan ney, işte Mevlana'nın satırlarında budur. Doğrusu ney kendini, bu kalemde bulur. Tasavvufu herkes konuşur, ama ney anlatır, benim dersim o sesi duyduğumda başlar, sustuğunda biter...
Ney; sessiz kıraattır, inleyen zikir.

Ona üfleyebilmek için de hem yürek, hemde Muhammedi bir nefes gerekir.
*
Ben denedim mi üflemeyi ? Tam üç kez... Başarılı olabildim mi? Kısmen...
Neyzen bir ağabeyimizin ısrarıyla, kitap alırken, bıraktım elimdekileri -ki o gün Mesnevi'yi aldım- boyutu normalinden biraz ufak neyi tuttum. Kalbim buz tutmuştu sanki. O ufacık boşluğa üfledim. Sonuç tam bir hayal kırıklığıydı. Etrafımdakilerin gülüşlerine aldırmayarak, derince bir soluk aldım ve yine kaçamadığım sonuç, sadece bir boşluk! Artık neyzen ağabeyin suratına boş boş bakmaya başlayınca, sanki "bunda bir eksik var" gibi, bana gülümseyerek ucuna takılması gereken ufak parçayı gösterdi. Ben ona anlamayan gözlerle bakarken, o bana "haydi bakalım, nefesini kontrol et" dedi. Öncekilerin tersine gayet hafif ve ince üfleyiş ve bir iki üç : Huuuu !

O anki heyecanımı, mutluluğumu, kelimeler anlatsa utanırdı.
Ben o zaman anladım ki; neyi üflemek için, önce hem nefesini, hem ruh ve gönlünü, duygularının ateşinde katmer katmer inceltmeli, o kamıştan aşka öyle fısıldamalıymışız. Sanki ben neye değil de ney bana üflemiş gibiydi. Kalbimdeki derin izi, şimdi ney/zenlerin, sema/zenlerin ufkunda kanatıyorum. Musiki, Allah'a çağırdığında anlam ifade ediyor...
Müzik zevkim, dinlediğim insanlar çok çeşitlidir aslında bakarsanız. Fakat bu duygunun yanında hepsi, anlık kayboluşlar olarak kalıyor.
-
Vikipedi'de kullanılmış, bu konuyu çok güzel özetleyen bir cümleyi sizlerle paylaşmak isterim :

"Günümüzde ney, Türk sazı olarak anılmaktadır ve tasavvuf müziğinin bir simgesi haline gelmiştir. Bir müzik aleti için kullanılan çalmak yerine, Ney için üflemek tabiri kullanılır. Burada üflemenin mecazi bir anlamı vardır. Kaynağını İslam'da Allah'ın insanı yaratırken ruhu üflemiş olmasından alır."

Tarihteki neyzenlere bir göz atalım isterseniz. Pek az bilinen, semada gizli olan o isimleri duyduğunuzda çok şaşıracaksınız.

  • Neyzen Sultan III Selim
  • Neyzen Sultan Abdülaziz Han
  • Neyzen Tevfik
  • Neyzen Mehmet Akif Ersoy
  • Neyzen Tevfik Kolaylı
  • Neyzen Şeyh Yusuf Dede
  • Neyzen Şeyh Mustafa Nakşi Dede
  • Neyzen Kazasker Mustafa İzzet Efendi

Ve daha nicelerinin binleri aşan eserleri, şimdilerin sema ve ney/zenlerine ilham ve örnek olan Allah aşıkları, ney tutkunları, suskunlar...
-
Bizzat dinlediğim ve size de tavsiye ettiğim neyzenler :

  • Neyzen Dede
  • Kudsi Erguner
  • Süleyman Yardım
  • Celalettin Biçer
  • Ömer Bildik

Buyurun çok sevdiğim bir ney taksimiyle sizde semada yürüyün.


Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor; ayrılıkları nasıl anlatıyor.
Diyor ki: Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımla erkek de ağlayıp inlemiştir, kadın da.
Ayrılıktan parça parça olmuş bir gönül isterim ki iştiyak derdini anlatayım ona.
Aslından uzak kalan kişi, buluşma zamanını arar durur.
Ben her toplulukta ağladım, inledim; iyi hallilerle de eş oldum, kötü hallilerle de.
Herkes kendi zannınca dost oldu bana; İçimdeki sırlarımı ise kimse aramadı.
Benim sırrım, feryâdımdan uzak değil; fakat gözde, kulakta o ışık yok.
Beden candan, can da bedenden gizli değil; fakat kimseye Cânı görmeye izin yok.
Ateştir neyin bu sesi, yel değil. Kimde bu ateş yok ise, yok olsun o kişi.
Aşk ateşidir ki neye düştü; aşk coşkunluğudur ki şaraba düştü.
Ney, bir dosttan ayrılana eştir, dosttur; perdeleri, perdemizi yırttı-gitti.
Ney, kanlarla dolu bir yolun sözünü etmede; Mecnûn'un aşk hikâyelerini anlatmada.
Ney gibi bir zehri, ney gibi bir panzehri kim gördü? Ney gibi bir solukdaşı, bir iştiyâk çekeni kim gördü?
Bu aklın mahremi, akılsızdan başkası değildir; dile de kulaktan başka müşteri yoktur.
Gamımızla günler geçti, akşamlar oldu; günler yanışlarla yoldaş kesildi de yandı-gitti.
Günler geçip gittiyse, de ki: Geçin gidin, pervamız yok. Sen kal ey dost, temizlikte sana benzer yok.
Balıktan başka herkes suya kandı, rızkı olmayanın da günü uzadıkça uzadı.
Ham, pişkin, olgun kişinin hâlini hiç mi, hiç anlayamaz; Öyleyse sözü kısa kesmek gerek vesselâm.

Mevlana Celaleddin-i Rumi, Mesnevi, ilk 18 beyit.

Rahime Kasım - 18:11


1 Yorum - Yorumlar

Recep Altun; dedi ki...

Merhabalar,

Bu ney ki, sırrına erenlerin mutlu nefesidir. Bu ney ki vuslatın hasretidir.

Çok güzel bir paylaşımdı. Teşekkürler.
Ney taksimi de çok güzeldi. Ne kadar temiz üflenmiş. Üfleyenin nefesine ve yüreğine sağlıklar olsun.

Selam ve dualarımla.

Yorum Gönder

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.

NEY, Ne Ola Ki?