Karadeniz Kokusu

"Ölürsem eğer bir gün senden uzakta,
Karadeniz'e gömsünler beni, çay tarlalarında yıkadıktan sonra..."

Kemençe sesleri...
Tulumun bir düğüne davet eden, kanı hızlandıran farklı etkisi...
Her şeyiyle çok seviyorum Karadeniz'i... Öyle sandığınız gibi Trabzonlu, Rizeli ya da kısacası Karadenizli değilim. Ama seviyorum işte...  Belki de en az onun toprağında yoğrulmuş bir insan kadar çok hemde...
Bir insanı sevmek için, bir şehri sevmek için, bazen sebep gerekmez. Bazense sebepler çoktur. O kadar çoktur ki, ister istemez seversiniz. Ben onlardanım işte. Farklı bir ilgi, farklı bir bağlılık benimkisi... Anneme bile "Seni Karadeniz'e gelin verecek gibiyiz" dedirtecek kadar da sevdalı...

Eğer sebeplerini saymamı istiyorsanız başlayayım; başta o doğal, akıllı ve imanı tam insanları, en büyük sebep benim için. Misafirperver, ağlayanı güldürebilen, neşeli...
Yani böyle bir arkadaşınız, dostunuz hatta komşunuz varsa çok şanslısınız demektir. Benim etrafımda olduğu içinde rahatlıkla konuşabiliyorum. Hatta bir anımı anlatayım size. Baba tarafından Trabzon, anne tarafından Artvinli komşumuz Fatıma teyze, Ramazan'ın bir gününde bizi evine davet etmişti. Biz de büyük bir memnuniyetle kabul etmiş, hatta "belki yardıma ihtiyacı vardır" bahanesi altında annem beni biraz daha erken göndermişti evlerine. Gittiğimde ne gördüm dersiniz?
Bir orduyu doyuracak kadar çok tencereyle karşı karşıyaydım. Gözlerimin kocaman oluşundan şaşkınlığımı anlayan teyzemiz yüzünü bana döndü ve ne dedi biliyor musunuz?

- Hee çörek kizum elumden gelenu yaptum da artuk olanu yiyeceğuk, gusuruma bakmazsuuz değil mii? Yani siz yabancı değilsiğiz ya ondan oyle oldu bucün.

Daha vereceğim tepkiye dahi izin vermeden tencerelerin kapaklarını açtı. Meğer asıl olay ondan sonraymış. Hatırladığım kadarıyla manzara şuydu:

Etli lahana sarması
Galiba "kuymak" denilen hafif bir yemek -ki aslında teyzemiz bunu sabah yiyormuş. Annemin merakı üzerine kıyamamış yapıvermiş.
Turşu kavurması (ön yargılı davranmayalım lütfen)
Hamsili pilav (tadı bana çok farklı geldi)
Boranı denilen bir meze
ve ve benim favorim laz böreği!

Ha birde yabancılık çekmeyelim diye mercimek çorbası yapmış. Düşünün artık yemekte bile bizim yöreleri düşünmüş. Laz böreğinden de tamı tamına üç tepsi yapıp yedi katlı apartmana dağıtmak üzere bana görev vermişti. Onu tanımayanlar -komşulukları sıfırın altında beş derece olanlar yani- beni kızı sanmışlar hatta. Dilinden dua, konuşmalarından şirinelik akardı. Onu hiç unutmadım.
*
Lazcayla alakalı tek bilgim "agapose" kelimesiyle sınırlı desem, kınamazsınız değil mi beni?
Kınamayın da... Çünkü daha önce yanımda kimse Lazca konuşmadı. Ha şu sıralar bir dizide sıkça duyuyorum, o başka...
Ama Yunanca ve Latince'deki tınıyı hissettiriyor bana. Bilgim olmadığı konularda çok yorum yapma gibi bir huyum yoktur, bu yüzden daha fazla lazca konusuna girmek istemiyorum.
Sadece Lazca şarkıları dinleyin derim, çok hoşlar çünkü.

Türküler deseniz, sizi sizde bırakmaz. Bir örnek olarak :

sen gülüm idun, 
sevduğum idun, 
söz vermiştuk ölümüne 
sen benum idun.! 

alnumuza yazildi yar 
bu kara yazi 
söz vermiştuk tutamaduk 
biz sözumüzü. 

bedduam olsun beni hiç unutmayasun 
ölene kadar sevduğum yarsız kalasun
unutamam artık seni hep seveyrum 
senun içun senun içun yar öleyrum...

sen yarim idun, 
sevdalim idun, 
ölesiye sevdum seni 
her şeyum idun...

kader böyle ayirdi bak yollarimizi 
ne yapalum kuramaduk yar yuvamuzi 
görüyorum bu aşk beni senide yakar 
ayrı düştük seninle yar sonsuza kadar 

o güzel gözlerine doyamayirum. 
artık yeter senin içun ağlamayirum 
o güzel gözlerine doyamayirum. 
her şey bitti senin içun ağlamayirum.
*
Yeşil, sanki Karadeniz'in sevgilisi gibi... Özellikle koyu yeşil !
Nedense denizinin hoyratlığı, renklerinin pastelliğiyle bana hep bu bölge insanlarının da uç noktalarda hislerini yaşadıklarını düşündürüyor...
Berrak nehirler, tablo gibi manzaralar, kan kırmızısı çayların yemyeşil bahçelerini bulunduran ovalar... Cennete uzandığını düşündüğüm dağlar, bulutları altında bırakırlar.
Kırmızı, sarılı, puantiyeli, boncuklu kıyafetleriyle göz renklerini genellikle deniz ve bahçelerden almış insanlar...
Ten renklerinden, tertemiz suların berraklığı akar.

Sadakatlerini tuttukları takımlardan dahi anlarsınız. Hatta çok hoş bir insan olan Serdar isimli bir abimin sözü vardı: "Türkiye'nin her yerinde dört büyük takımdan tonlarca insan vardır. Ama onları Trabzon'da bulamazsınız. Sokağa çıktığınızda en fazla dört-beş kişi bulunur." diyordu. Haydi o memleketine vefa gösteriyor, benim babam İç Anadolu'nun bir memleketindenken neden bu sevgi, bu tutku? Babasına bak, kızını al durumu bizimkisi... O da çocukken çok sevdiği bir öğretmenin etkilenerek tutulmuş Karadeniz'e. Bu sevgi, askerlik yapacağı yerin Trabzon, Rize, Artvin gibi bir yer olması için dua etmesine bile sebep olmuş. Yaptığı evlilikte, gözleri Karadeniz kokan annemden anlaşılacağı gibi, bu sevda kokuyor.
"Bize her yer Trabzon!" diyenlerin sayısınında azımsanmayacak kadar çok olduğunu da belirtmek isterim.
Tüm samimiyetimle söylüyorum: bu sözlerde ne bir tutam yalan, ne de abartı var.
*
Peki ya o amatör olsun, profesyonel olsun, yapılan müziğe ne demeli?
Bazen derinlere usulca işlenen kemençenin yakan sesi, bir gitara karışır sevgilisine kavuşan bir aşık misali bir güzellikle...
Bazen en hüzünlü anlarda bile duyduğunuzda sizi güldüren, durup dururken kalkıp oynatacak kadar hareketli notalarıyla eğlendirir...
Her kalbe iyi gelir.
Benim de Kazım Koyuncu'yla tanıştığım Karadeniz müziklerine ilgim, şu sıralarda Marsis'e tutkunluğumla devam etmekte...

Amatörlerin, profesyonellerden daha çok ilgimi çektiğini itiraf etmeliyim. Hele ki altta paylaşacağım videoda o çok sevdiğim türküyü canladıran iki kişi  bu konudaki favorilerim.
Ki biri sosyal paylaşım sitelerinde seviyeli komedi yapan, benim de en eski ve en sıkı takipçilerinden olduğum Çokiyiyaa'nın adminlerinden, üsttede bahsettiğim , hatta Trabzonlu olan Serdar ağabeydir. Gitarını alıp seslendirdiği her şarkısını çok beğenirim. Özellikle "Aldırma Deli Gönlüm", "Senin O Gözlerin Var ya", "Seni Seviyorum" yorumlarını dinlemenizi tavsiye ederim. Aslında bu yazımında ilhamıdır kendisi. O yüzden teferruatlı bilgi verme ihtiyacı hissettim.

En başta söylediğim gibi "sen gülüm idun" deyiversinler de kulaklarımızın pası silinsin.
Gönüllerdekileri hatırlattığı gibi...
E o zaman ben susayım, onlar konuşsun.


4 yorum:

  1. Bir Trabzonlu olarak okurken duygulandım ve çok mutlu oldum:)) hep derim ki Trabzonlu olmakla gurur duyuyorum ama Konyalı olsam da KOnyalı olmakla gurur duyardım ya da başka bir şehir:)) önemli olan güzellikleri görebilmek. Bİze her yer Trabzon diyorum ama sİvasa gidip Sivasspor atkısıyla dönüyorum hem de ben ordayken Sivas'ın Trabzon'u yenmesine rağmen:))
    Kısaca her köşesi cennetim ama bir başkadır Trabzonum:))
    Bu güzel yazı için çok teşekkür ederim:))

    YanıtlaSil
  2. Bir karadenizli olarak uğraşsam bu kadar güzel yazı yazamam. Kendimden utanmam gerek. Ömrü hayatı yatılı okullarda ( 11 yıl ) geçen biri olarak yurdumun pek çok yerinden insan tanıdım ve pek çok yeri gezdim. Karadeniz insanı bir başka demeyeçeğim. Afyon, kütühya, mardin, urfa... pek çok yerde aile sofralarına buyur edildim yurdumun insanı gerçekten bir başka. Dışa acılıp özenti olanlar hariç (ikinci üniversitem eskişerde idi gerçekten soğuklar). Tek fark karadeniz insanı daha çabuk kaynaşıyor. Ben bile rahatsız olabiliyorum ne çabuk kaynaştık diye ( bknz; 18 saat süren otobus yolculukları :p ). Lazca anlamasamda dinlemeyi severim. Güzel yazınız için telekkür ederim. Karadenize gelin gitmeyin ya, biraz asabiler :) ben değilim sanki :)

    YanıtlaSil
  3. @morice, ben kalbimdekini yaziyorum vallahi pek inanmiyorlar Karadenizli olmadigima ama gonul cekiyor. Dediginiz gibi guzellikleri gorunce insan, kendini onlardan alikoyamiyor. Takipte kalin :)

    YanıtlaSil
  4. @acemi blogger Cok tesekkur ederim, genelde beni Karadenizli zannederler zaten. Fikirlerinize tamamen katiliyorum. Gelin gitme durumu nasip ya, henuz oyle biriyle karsilasmadim :P Karsilasirsam da, bunu bir kera not ettim ;) Takipte kalin vefali takipcim.

    YanıtlaSil

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.