Paris'te Bir Gece Gezintisi

Aslında komedi tadında yazı yazmak çok sık yaptığım bir şeydir, ama hiç nasip olmamıştı kültürelf'te göstermek... Tabii bu yazım hariç olacak, çünkü o kadar komik ve güzel bir gün geçirdim ki, alışılagelmişin aksine eğlenceli bir yazı yazmaya karar verdim.
*
Fransa'da yaşayanların bile gitmemiş olabileceği güzel şehir Paris'e, galiba sekizinci gidişimdi. Ama hepsinde gündüz görmüştüm en turistik yerleri... Babamın teklifiyle Noel tatili olmasını da fırsat bilerek gece gezmesi yaptık. Hakikaten de bir başka oluyormuş geceleri...
*
Yandaki fotoğrafın orijinal ve %100 bana ait olduğunu söylemek istiyorum. Çünkü kendim bile yakaladığım netliğe şaşırmış durumdayım. Neyse artık konuya girmek istiyorum, yaşadıklarımı unutmadan. Yaklaşık bir hafta önceydi bu gezi. Saat 08:30 sularında evden çıktığımızda, yılbaşı ışıklandırmalarının Tour Eiffel (Eyfel Kulesi)'ne yaklaştıkça daha çok yoğunlaştığını gözlemledim. Ama bu sene, geçen seneye nazaran daha az gösterişli buldum Şanzelize'yi... Yine de ağaçların üzerinde olağanüstü ışıltılı meyveler gibi duran, üzerlerine konan pırlanta işlemeli uğur böcekleri misali zarif ışıklandırmalar gönlümü fethetti. Ünlü caddede trafik çok yoğundu, turistler her zamanki gibi akın akın gelmişlerdi. İlerlemek zor oldu, fakat en ünlü katedrallerden, eski üniversite ve opera binalarından geçip Eyfel Kulesi'nin bulunduğu meydana gittik. Yine arabayı park edecek yer yoktu. Geçmişteki gelişlerimin aksine kulenin dibinde tevafuken yer bulduk. Mutfak önlükleri, kartposttallar, çantalar, tişört satışı yapan hatta adı da  "SOUVENİR" olan ufak mağazanın önüne park ettik sonunda arabayı. Eğer olurda bir gün giderseniz, sakin bu mağazadan alışveriş yapmayın, çünkü diğerlerine nazaran daha pahalı satış yapıyor. Ama küçük takıları oldukça hoş... Sizin için arabadan iner inmez bulunduğumuz yerden kuleyi çektim :
*
Hava o kadar soğuktu ki, üzerimde orta kalınlıkta bir mont olmasına rağmen iliklerime kadar üşüdüm ve hala da o gece yüzünden hastayim :) Kulenin en yukarısına uzaktan baktığınızda başınız oldukça dönüyor ve bu hiçte güzel bir  his değil, sanki üzerinize düşecekmiş gibi tüm şehir... Ama yolculuk esnasında yaşadığımız aydınlatma sorunun, yerini fazla ışığa bıraktığını itiraf etmeliyim. Ne zaman giderseniz gidin, mutlaka göreceğiniz o uzun sıralar varya, işte onlar hep kulenin en yükseğine çıkmak için! Babam cesaret gösteremediğinden ben daha önce çıkmadım maalesef. Yakından da, uzaktan da göğe çizilmiş gibi bir görüntü gözlerinizin önünde duran... Yine de doğallıktan uzak, insan elinin, zekasının ve gücünün aktığı bir yapı... Söylentilere göre yeniden boyanması 7 yıl sürmüş. Çünkü çok detaycı ve sağlam demirlerle bezenmiş.
*
En önemlisi de etrafta fink atan, her bir adım ötede karşınıza çıkan Senegalli zenci satıcıların gazabı! Bu insanlar o kadar millet arasından Türklere daha çok ağırlık veriyorlar satış yapabilmek adına... Her dilden belirli kelimeleri öğrenmişler ve ellerindeki ufacık Eyfel Kulesi anahtarlıklarını size satmak için tekrar edip duruyorlar ve inanmayacaksanız ne dediklerine :

- Beş tane bir euro, beş tane bir euro !

Eğer "istemiyorum, teşekkürler" gibisinden reddedici cevaplar verirseniz de, patlatıyorlar cevabı :

- Para yok, para bitti gardaş !

Sinirlensem mi, üzülsem mi bilemedim onlar öyle deyince. Yani hangi millet elin Senegallisine böyle kelimeler öğretmeyi düşünür ki? İsyan etmedim de değil tabii. En sonunda yine aynı şekilde konuşan zavallı satıcıya aynen şunları söyledim (hem de Türkçe olarak) :

- Derdiniz ne sizin ya? Kardeşim para var, ama evde boy boy var zaten bunlardan. Neyin peşindesin?

- Al gardaş al.

-Ya bırak Allah aşkına birde anlıyormuş gibi peşimden ayrılmıyor. Şu çantayı geçireceğim şimdi kafana!
*
Tabi sonra adama Fransızca olarak çok sıkıldığımı ve sürekli bu şekilde anahtarlık satmaya çalıştıklarından dolayı sinirlendiğimi söyleyip bir anlamda helallik aldım. Vicdan işte ... Zaten o derece sinirlenmemin bir diğer nedeni de, sırf başörtülüyüm diye hepsinin size "Madam" diye hitap etmesi ki bu tabir, evli veya 20-25 yaş üstü insanlara kullanılır. Ben de öyle büyük gösteren bir tip değilim... Gezi boyunca "Birisi daha bana Madam derse çizmeyle cevap vereceğim" deyip durdum. Tüm aile -ki kalabalık gitmiştik- gülmekten kırıldı tabii. Hoşuma da gitmedi değil, çünkü bu, size "Matmazel" dediklerinden iki kat daha saygı gösterdikleri anlamına gelir.
*
İspanyol, İngiliz, Amerikan, Portekiz, İspanyol, Brezilyalı, Cezayirli, Faslı, Alman, Çinli, Japon ve Türk... Ne ararsanız var. Çoğu trafikte çok saygılı. Bu takdir edilecek bir davranış. Bu arada kulenin tam altında yeni bir yapımın inşasına başlamışlar. Broşürden okuduğuma göre bir görüş cami misali bir şey olacak. Yalnız o broşürlerin üzerinde bile bisiklete binme yasağının bulunduğu bir işaret var. Biz konser olacak zannediyorduk ama hayallerimiz suya düştü anlayacağınız... Kulenin sağ önünden ilerlerseniz ufak bir köprüyle birlikte nehrin üstünden geçebilir, bol bol fotoğraf çektirebilirsiniz. Ama ben burayı gündüz görmenizi tavsiye ederim. Çünkü resminizi yapacak sokak ressamları, kendi elleriyle yağlı boya kartpostalı hazırlayan öğrencileri görüp onlarla sohbet edip, katkıda bulunmak daha güzel geliyor bana. Geceleri sadece çiftlerin bilmediğiniz bir dilde, anlayamadığınız ama romantik olduğu her halinden belli olan konuşmalarını dinlersiniz. Ha birde aynı Senegalli satıcıların seslerini...
*
Saat başı yapılan çok hoş bir ışık gösterisine de şahit olduk birde. Gerçekten çok güzeldi. Bende hiç yapmadığım bir şeyi yaptım: sırtımı oradaki bir direğe dayayıp telefonumu en yükseklere doğrulttum ve çıkan sonuç :
Eyfel'in bu kısmında, sağ kanatta bir "Yılbaşı pazarı" kurulmuştu. Tabii biz biraz geciktiğimizden göremedik. Ama bizden önce gelip orayı gezen kuzenimin dediklerine göre pazar, takılar ve Noel baba eşyalarıyla doluymuş. Bu arada Notre Dam Katedrali'ndeki ışıklandırmalarda çok hoş detaylarla doluydu. Hatta o katedrale giderken, Almanya'dan gelen bir Türk çift bizi görünce direkt şöyle sordu :

- Selamü aleyküm kardeş, Notre Dam ne tarafa düşüyor ?

Kısa bir gülüşmeden sonra yeri tarif ettik, binbir teşekkürler ederek gittiler. Türk olmanın güzel yanlarından biri de bu : kendi milletinden birini görünce yakınlık gösterip, sanki kırk yıldır tanışıyormuş gibi konuşmak... Hatta babamın yaptığını söyleyim, eve yemeğe davet etmek... Başka milletler birbirinden kaçıyorlar açıkçası. İlk defa gördüğüm bir şeyi de sizinle paylaşmak istiyorum : İspanyol satıcılar, ürünlerine üzerinde kulenin desenleri olan çok uygun fiyatta ve çok hoş olan başörtüler ve sallar eklemişler. Bende durur muyum, hemen aldım iki tane, verdiğim paraysa tam bir mucize : 10 € !
*
Bu gezimiz, sadece Eyfel Kulesi ve çevresinde yapılmış bir gece yürüyüşüydü  Gündüzleri yaptığımız gezilerde yürüyerek bir sürü yer dolaşmıştık. İnşallah bir sonraki gezim yazımı buna yönelik yazmayı düşünüyorum. Ha bir de artık iş binalarına bile ışıklandırma getirilmiş, arabayla giderken, sizin için bir örneğini sonsuzlaştırdım :

Rahatsızlığımdan dolayı fazla dışarı kalmamı istemeyen ailem, yaklaşık 11:30 sularında eve gitmek için yola çıktık. Şimdi size ne mi tavsiye ediyorum ?
Buyurun maddeler halinde sayalım :
1- Aldığınız yiyeceklere dikkat edin, çünkü çoğunda domuz jelatini kullanılıyor.
2- Turist olarak gidiyorsanız kaybolma ihtimaliniz yüksek, aman ha! Ben ailemle kendi aracımızla gittiğim herhalde korktum bu ihtimalden.
3- Satıcıların her dediğine kanmayın.
4- Para üstü alırken dikkat edin.
5- Katedralde çıt çıkarmayın.
6- Özellikle tesettürlü bir bayansanız, katedraldeki bakışlara aldırmayın. Sultanahmet'teki turistlere biz bunu yapmıyoruz ama onlar bakışlarıyla bunu hissettiriyor.
7- Özel aracınızla gelmeyin, park sorunu çok fazla.
8- Metroda uyuyakalmayın.
9- İngilizce yada Fransızca bilmiyorsanız, yandınız, ona göre! Çünkü hiçbir millet Türkler gibi olmayacaktır.

Ve şunu da hiçbir zaman unutmayın, hiçbir yer İstanbul'un yerini tutmuyor. Bunu buraya gelince de anlayacaksınız zaten. Memleketinin değerini bilmeyen varsa yurt dışına çıksın da göreyim bakalım.

4 yorum:

  1. Dünyayı gezmek isteyen bendenizin çocukluğundan beri tek hayali Paris. Fakat hep olumsuz taraflarını duydum. Tabiki yine de vazgeçmedim. Bir gün gidersem size yazarım :) Ama İstanbul'umun yeri bambaşka bilmezmiyim...
    Yazı için teşekkürler, Allah gezilerinizi daim etsin.
    Blog sayfama beklerim :)
    http://beyzasofuoglu.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  2. @Beyza, buraya gelince hayallerin bir anlamda suya dusebilir. Ama guzel mi? Guzel. Tarihi acidan zengin. Insan eliyle olusturulmus bir guzellik.
    Gelirsen bize de salep icmeye beklerim :) takipte kalin.

    YanıtlaSil
  3. @LeyliCan Aklımın bir köşesine not ettim, teşekkürler :)

    YanıtlaSil

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.