Şems'e Açık Mektup...

Ey Şems... 
Sana en güzel sesleniş, en güzel anış seni... yine senin ismindir. Ve sana en güzel söz, yine sensin... Bu yüzden mektubuma başlarken, güzel bir "sevgili" yerine, ismini yazıyorum. Biliyorum, sen övülmeyi sevmezsin, elinden öpmeye kalksa bu cümleler, bana kızarsın. Sen aşığı olduğun o Sultan'ın, yani Allah Sevgilisi'nin (s.a.v) ismini almışsın, varsın mektubum böyle başlasın. 

Muhammed Şems... 
Eğer yaşıyor olsaydın, sana hal hatır sorardım. Kimya'yı arardım sende, o çok sevdiğin eşinin hastalığını merak ederdim. Sahi onu senden alan o hastalığı ne zaman anlamıştınız? Kitaplardan okuduğuma göre sırtında bitmek tükenmek bilmeyen ağrılardan sonra farkına varmışsınız, öyle mi? Belki Sultan Veled'le Şam-Konya arası yolcuğunuzda yaşadıklarınızı yazmanı isterdim cevabında. Ve nihayet, O'nu sorardım sana. Sevdiğini... Yani Muhammed Celaleddin'i, Mevlana'nı .. Dizlerini onun gönlüne değdirdiğinde dünyaların sizde döndüğünü anlatmanı beklerdim cahilce. Yapardım bunu. Yoksa sen de beni mi sorardın ? Hayır hayır, ben çekinirim sana beni anlatmaya. Ben senin Kimya'na benzemem çünkü. Gerçi onun gibi kimse olamaz ya, benimki de laf işte. Tebrizlisin sen, öyle ya, şimdi buradaki durumları bilmiyorsun. Belki de biliyorsun da, dünyaya ait sana müsaade edilen son sözü söylediğin için o sürekli Hakk'ı ve hakkı konuşan sivri dilinle tek kelime etmiyorsun olanlara. Ne mi oluyor ? Bak Müslümanların yaşadığı ülkelerde kan durmuyor, zalimler "Allahu Ekber"lerle kan döküyor, tıpkı senin kanını döken soysuzlar gibiler.... Midemi bulandırıyorlar yalnızca, iman yok tek zerre. Senin Tebriz'in şimdi İran'da, merak etme, onlar vahyin yüzlerini yıkamış olduğu insanlar... Biliyor musun, senin kabrini de ziyarete gelmiştim, görmüşsündür belki beni de. Kuru bir dua getirebilmiştim yanına, bu yüzden affet. Biliyor musun, eğer yaşasaydın tam 828 yaşında olacaktın. Bu da sana ne kadar uzak, senden ne kadar ne kadar mahrum kaldığımızın bir göstergesi aslında, yazık... 
***
Sana sormak istediklerim çok olurdu mektubuma cevap yazabileceğini bilseydim eğer. Çünkü senin kadar farklısını görmedi bu gözler... Hiç korkmadın mı, ürpermedin mi geceleri bir gasilhanede yatmaktan ? Tabutlarda uyumaktan, nefsini taşların üzerinde sırtında derin izler bırakarak yok etmekten... Korkmadın. Çünkü senin için gasilhane, damat olacak genç adamın, hamama götürülmesi gibiydi. Sen Mevlana'nın şeb-i aruz dediğine vuslat demiştin. Mesnevi'nin sebebiydin, şimşek bakışlıydın, bakmasam da bilirim. Sen gittikten sonra Mevlana'nın seni yazdığı şiirlerinde buldum ya seni, ordan tanırım. Allah'a olan aşkını, sünnetlere uygun davranışını... 

Bir de kolyeni çok merak ediyorum biliyor musun? 
Hani bir seyyidin sana rüyasında Hz. Ali (r.a)'yi görüp hediye ettiği, seninde eşine mihir olarak verdiğin kolyeyi... Hatırladın mı? 

Bana kızıyorsun, biliyorum. "Yalan söylüyorsun!" diyorsun, ama ben seni övmüyorum. Senin Allah'a aşık olmakla şereflenen ruhunu, Peygambere verdiğin kalbini övüyorum. Sen benden daha biliyorsun ki, ruhunda Allah, yüreğinde Resulullah (s.a.v) olan muttakiler övgüye layıktır. Ben mi? Beni sorma, iyi değilim. Düşe kalka, yaralı da olsa yaşıyorum çok şükür. Bir yaramazlık yok, ama Allah'a vefasızlık var. Kız, kızmakta haklısın. Ne haddime değil mi? Ne haddime en Sevgili'nin çağırdığı yere gitmemek? 

Senden tek isteğim, seni görmek... Gel olur mu bir gün? Ben beklerim hep. Ne Kimya kadar sabırlıyım, ne de seni bir rüyaya getirecek kadar Mevlana... Ama gel işte, senden bir dua beklerim. Bir nasihat belki, beni Allah'a yakınlaştıracak olan."Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil" demiştin, hatırlıyorum. Senden duymak daha güzel olurdu sanki. 

Mektubumu sonlandırmadan önce Kimya'ya, Mevlana'ya selam eder, ellerinden öperim diyorum. Ha bir de, siyah bir ferace aldım, her baktığımda aklıma sen geliyorsun. Birde aylar önce, seni rüyamda görmüştüm, onu da yazdım, arka sayfada... Kimseler bilmesin Rabbim'den başka diye sakladım içimde. Bir tek Şems'im bildiğim can dostum Süreyya'ma anlattım, ağladım. Sen de okumayı unutma olur mu? Hayırlı rüyayı, bilen birine anlatmak gerek... Bilirsin böyle şeyleri sen, lütfedip anlat...

İnşallah cennete girersem, görüşürüz, ıhlamur içip sohbet etmek üzere... 

NOT : Sen tanımasan bile ben seni tanırım orada, meraklanma. Gerçi ben de kime kimi anlatıyorsam, sen benim cahilliğime bakma. 

 * 
Andolsun; güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, 
Güneşi takip ettiğinde Ay’a, 
Onu açığa çıkarttığında gündüze, 
Onu örttüğünde geceye, 

Gökyüzüne ve onu bina edene, 
Yere ve onu yapıp döşeyene, 
Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene, 
Sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene andolsun ki, 
Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir, 
Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir. 
Şems suresi/1-10.ayet


Rahime Kasım - 19:24


2 Yorum:

Haydut Montari dedi ki...

çok içli olmuş. kalemine kuvvet :)

izbedenses dedi ki...

Salar akili'nin seslendirdiği bir gazeli var Mevlana'nın yazının başından sonuna kadar onu düşündüm.

http://www.youtube.com/watch?v=UhNkIfK4qaY

Yorum Gönder

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.

Şems'e Açık Mektup...