Baran - Majid Majidi


"1979'da Sovyetler Birliği, Afganistan'ı işgal etti. Sovyetler, 10 yıl sonra geri çekildiğinde, ülkenin eski halinden eser kalmamıştı. Bu yıkımla birlikte sonrasında başlayan iç savaş, Taliban rejiminin zalim saltanatı ve 3 yıllık kuraklık, milyonlarca Afgan'ın ülkelerinden kaçmasına yol açtı. Birleşmiş Milletler'in tahminine göre, İran şuan da 1,5 milyon Afgan mülteciye ev sahipliği yapıyor. Yeni neslin büyük bir kısmı, İran'da doğdu ve ülkelerini hiç görmediler."

Baran, Majid Majid'in yönettiği; 2001 tarihli, İran sinemasının örnek yapımlarından biri. 
Dönemin; siyasal, sosyal yapısı hakkında bilgiler veren bu paragraf, aslında tüm filmin ana zeminini oluşturuyor...
Sovyet zulmüne maruz kalan bir kısım Afgan halkı, komşu ülke İran'a göç etmek zorunda kalıyor. İran'da çalışma izni bile alamayan, kimliksiz Afgan mültecileri, bu memlekette büyük zorluklar çekiyor... Baran filmi, tüm bu zorlukları konu eden; bölgeye ayna tutan bir yapım, aynı zamanda tüm bu zorlukların içinde var olmaya çalışan bir aşkı anlatıyor...

Latif, 17 yaşında. İran'da olayın hayat bulacağı inşaatta çaycı, getir-götürcü, azıcık da işgüzar Azeri bir genç. İçinde taşıdığı bir deniz var. O çağlarda hepimizde olan, çalkantılı bir umman. Her şeyini fedâ edebileceği bir şeyle henüz karşılaşmadığı dönemlerdeki hareketliliği de hep o dalgalardan... Ama bir kız, Afgan bir kız. Aşkın fıtratına aykırı gibi gözükse de... En bıçkın dalgalarını bile dindiriyor, çarptığı bütün kayaları sessizliğiyle okşayıp, dingin bir yağmurla süt liman ediyor gel-git'li denizini.

Najaf, inşatta ustabaşı. Aslında kaderin kendine biçtiği rolle, aşk'a giden vesile. Fakat bu; görünmez evi, sokağın. Görünen kısmında ne kadar adil, merhametli ve dostâne biri olduğunu düşündürtmeden geçirmiyor. Bilhassa emrinin altında yasa dışı olarak çalıştırdığı Afganlara yaklaşımı, buram buram insaniyet kokuyor. Karakteri hakkında son bir ışık: göz yaşına inanlardan.
Ve ses,saç,tarak.

Rahmat, babasının inşaatta düşüp sakatlanması üzerine yolu; çimentoların, tuğlaların, çalışmaktan hırçınlaşmış ruhların yöresine düşmüş bir genç kız. Koca koca adamların içinde sağnağa tutulmuş küçük bir çaresizlik...İçine geçim derdi konmuş bir çuvalın ağırlığı altında çırpınan ırmak. Taşıdığı taşların tozundan sesini kabullenişe gömmüş bir ışık. Tüm bu vaveylanın içinde kendine vurgun bir yüreği, sakinlik ikliminde ağırlayanlardan.
*
Baran filmi, bu üç ana karakterin üzerinde şekilleniyor.. Ve bu üç karakterin her biri ayrı bir umman... Latif, şen şakrak bir çocukken, Rahmat'la tanışıyor ve bütün hayat sevinci bir anda uçup gidiyor. Artık, Rahmat'ın çalkantılı iç dünyası, Latifin'de kaderi oluyor... Bu noktadan sonra, Latif de, Rahmat ve ailesi için mücadele vermeye başlıyor. Sakat babasına, koltuk değneği alıyor... İnşaatta büyük zorluklarla biriktirdiği paraları gözünü kırpmadan veriyor... Hatta varlığının bir delili olan kimliğinden vazgeçecek kadar ileri gidiyor...  Böyle de geniş yürekli bir çocuk oluyor Latif...
***

Latif, işini elinden aldığı gerekçesiyle, Rahmat'a sıkı bir tokat atıyor... Rahmat'ta çelimsiz vücuduna güvenmediği için, eline büyük bir taş alıp kendisini koruyor... Rahmat'ın elindeki bu taş, yaşadığı zorlukların ve acziyetinin bir simgesi durumunda...
(Filmin başında pek de üzülmediğim bir sahneydi. Sonrasında Rahmat'ın kız olduğunu öğrenince epey bir duygulandım...)
Rahmat, film boyunca pek gülmüyor, o çocuksu yüzüne gülmek ne kadar yakışır oysa ki...

*
Yağmur bile film için yağıyor...
Afgan... Arap... Kürt... Farsi... Türk... Bu film çekilsin diye aynı inşaatta çalışıyorlardı sanki... O kadar gerçekçi bir yapım ki; insan, bir senaryo neticesinde ortaya çıkabileceğine inanamıyor. Detaylar tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiş... Adeta inşaata bağlı bir kameranın kayıtlarını izledik, bir süre sonra kamera kayıttan kesildi ve film bitti. Filmin sonu da bu dediğimi doğrular nitelikteydi... Mutlu bir sonla biter diye beklerken, tam tersi bir istikamette bitti. Ne Rahmat, ne de Latif mutluydu.... Hayattan güzel bir kesit izledik... Gerek kostümler, gerekse mekan; oldukça mütevazi ve samimiydi...
*

Baran filmini duygusal yönden çok başarılı buldum... Ve bu açından batı sinemasından daha keskin duyguları yansıtıyordu... Kararlardan asla taviz yok... Duygular çok net... Bölge insanının sert mizacı da bu duygularda etkili...
Her yer dağlık... Yeşillik yok denecek kadar az... Suları bile berrak değil... Çiçekler, yerini bakımsız çalılara bırakmış... Belki böyle sert bir coğrafyada büyüdükleri için, böyle keskin duygular besliyorlardı...
***

"Gökyüzü gibi şu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor..." diyor ya şair. Çocukluğun elinden tutan iyiliği de ekleyelim biz o resme... İyilik de gökyüzü gibi; o kadar sıcak o kadar mavi. Latif'in Rahmat'ın kalbine dokunan bir iyiliğin karşılığı olarak ona sunduğu bir bardak çay ve iki şeker. Affetmek renginde bu çay ve teşekkür tadında iki şeker... Ruha esen bir sahne...


Her türden duyguyu barındıran bir yapımdı... Bazen yolda giderken yaşlı bir amca'dan öğütler dinledik...
"Yalnız yaşayan, Allah'a komşu olur."
"Ayrılık, öyle bir ateş ki; acısı yürek yakar..."

Bazen de, uzun uzun güldük... 
Uzun bir yol... İşgüzar Latif, aklı sıra otostop çekiyor...
Ama nerdeee.. Arabalar, bir an durup bakmıyor...
Aklına bir fikir geliyor.
Rahmat'ın babasına aldığı koltuk değnekleriyle yolda yürümeye başlıyor...
Hangi insan, sakat birine yardım etmek istemez?...
Ve bir yardım-sever arabaya almaya niyetleniyor...
Latif bu, kafası da iç dünyası gibi karışık...
Değnekleri bırakıp, arabaya koşmaya başlıyor...
Araba arkasına bile bakmıyor tabi...
***

Kapı... Bilinmezlikten gelinen bilinenin gerçekle yüzleştiği yer. Açılıp kapanıyor. Kapanıp açılıyor Rahmat'ın ellerinde, kapı. Sonunda bıraktığı aralıktan ürkek bir rüzgâr, yüzünün yarısından yorgun bir hazan geçiriyor... Tek bir gözden çıkan bakış; Latif'in içinde mevsimler, Latif'in ekseninde bir evren dönüyor belki. Bilmiyoruz. Hiç bilemeyeceğiz.

Filmin en önemli argümanı bilmemek. Hiç bahsi geçmeyen bir aşkın çölünde kaybolalım diye, iç seslerinde oluşan serapları hiç bilmiyoruz. Velhasıl bilmemekten, memnunuz...

Yazıya katkılarından dolayı Ayşegül Öztürk'e teşekkür ediyoruz...


erdi demir - 18:41


2 Yorum:

essra dedi ki...

çok güzeldi bende izledim..

Adsız dedi ki...

Sevgili Haydut, film hakkındaki izlenimleriniz güzel olmuş...=) benim gözümde bu filmin birçok sahnesi konuşmaya ve tartışmaya değer... ama tek bir cümleyle izlediğim en güzel aşk filmiydi demek benim için yalan, film için de mübalağa olmaz...

Yorum Gönder

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.

Baran - Majid Majidi