Hz. Fatıma Can Parçası - Sibel Eraslan

"Bana göre, tarihi bir şahsiyeti, peygamberi(asm) aynalayarak okumanın en zarif, en çarpıcı örneklerinden birini sunuyor Sibel Eraslan. asr-ı saadet'i, tarihsellikten uzakta, "asl-ı saadet" olarak algılamanın bir yöntemi de diyebilirim. Henüz bitirebilmiş değilim ama ilk sayfalarıyla bile beni vurdu. Kalbimi onardı, kanattı."
Senai Demirci

"Fatıma’ya kaçtım; çünkü onda, Tevhid’i ve Allah’a rızayı bulduğum için..."
Sibel Eraslan

Senai Demirci'nin bile "sevdiklerine" giren bir kitabı anlatmak için sıvadım gönlümü. Dikkat edin, eleştiri demiyorum, sadece anlatmak tek niyetim. Usulca bir katresini düşürmek bakışlarınıza...
Fatıma'ya kaçmak, bir yerlere hesap vermeden kaçmayı, kimseciklerin haberi olmadan, masum kılıyor. O her şeydi  Yüce Allah'ın en Sevgilisi'nin en sevdiği evladının, kıymetlisinin, can parçasının yanına edeplice yaklaşıyoruz bu kitapla... Önce doğduğuna şahit oluyoruz, Sevgili'nin en sevgili yavrusunun mis kokusu içimizden tutuyor. Dursun Ali Erzincanlı'nın "başlı başına şiir" dediği Fatıma o...
Babasının annesi derlerdi ona.
Babasıyla aynı, her şeyiyle "O".
Babasının kızı.
Ötesi var mı?
Annesi Hz. Hatice'nin (r.a) öksüzü, hanım efendiliğini ondan almış. Bir peygamberin kızı olmanın ötesinde, cennetin hanımefendisi olacak kadar saliha, kul ve kutlu babasının aynısı. O'nu anlatmaksa, büyük bir cesaret, bilgi ve araştırma istiyor. Zira hakkında bilinen bilgi hep bir yere kadar, edepten tüllerle gizli bir hazine Fatıma (r.a)...
* * *
Sibel Eraslan'ın üslubuna, bakış açısına olan merağımla bilindiğim için, annem tarafından hediye edilen bir kitaptı "Can Parçası"... Katıldığı televizyon programlarından, yazarlık yaptığı gazeteye kadar takip etmeye çalışıyorum kendisini. Orada hep siyasi, hukuki fikirlerini dinlerken bu kitapla kalbini dinliyoruz hanımefendinin. Ben daha fazla kalabalık etmeyip, sizi o güzel katrelerle baş başa bırakıyorum :

"Fatıma benden bir parçadır... Onu üzen beni üzmüş, onu sevindiren beni de sevindirmiş olur.
Efendimiz'in (sav) çevresindekilere sık sık hatırlattığı bir cümledir bu...
Niçin; Fatıma benim kızımdır veya Fatıma benim evladımdır değil de, Fatıma benden bir parçadır... Niçin?
Çünkü parça; bütün olana, esas ve asıl olana dair elimizdeki tek işarettir.
Parça; hatırlatandır.
Parça; bütüne ait olan küçük bir kısımdır.
Parça; kopmuş, kırılmış, ayrı düşmüş, gurbette kalmış...
Parça; küçük...
Parça; ayrılık...
Parça; benzer değil, benzerden öte; aynı olan, eş olan, bir olan...
Parça; az evvel bitişik olup da, şimdi ayrı düşmüş olan...
Parça; ağlayan..
Parça; Fatıma!

Babasının delili ve hatırlatıcısı olarak parça; cüssesi her ne kadar küçük görünse de, bizlere asla tam olarak anlatmadığı kişisel hayat hikayesi kendisine sorulduğunda, ayrılık gününün acısıyla bir kez daha dağlanır.
Parça'nın; sanki kendine dair, kendine özgü, ayrı bir yaşam öyküsü yok gibidir. O, kendini hep ait hissettiği bütün'ün, o engin ve sarmallarla her yani kaplayan babanın içinde, var ve anlamlı hissedecektir kendini.
(...) Aşka dair metafizik kurallar, dünyada geçerli olan fizik kurallara çok benzerler aslında ve her küçük kütle gibi parça da; büyük olan'a, yani bütün olan'a, yani kamil olan'a doğru hızla kaymak, akmak ve yapışmak ister... Bütün, parçayı kendine çeker.
(...) Parçacık olmanın ne demek olduğunu en iyi gurbete çıkmışlar bilir... Vatandan ayrı düşmüşlere sorun parçacığın başına gelenleri...
Fatıma, babasından bir parçadır: Can Parçası..."

Parçacık Bölümü, sf. 20-21-22

Bütün his, buradan başladı aslında bu kitaba dair. Çünkü ben de bir parçacığım... Gurbete düşmüş, ait olduğu o bütün'den ayrılmış bir parçacık...
Kadına, İslam'ın kadına bakışına dair de bir çok açıklama ve Hz. Fatıma'nın (r.a) bu konudaki yeri hakkında da geniş bir bilgiye sahip olabiliyoruz bu eserle. Ama ben daha içli taraflarıyla ilgilendim o hayatın.
Mesela eşi Muttakilerin İmamı Hz. Ali'nin (k.v) aşkını, evliliklerini, hislerinin tek şahidi sessizliklerini... Bu şekilde de onu da daha yakından tanıyabiliyoruz. Hep savaşlardaki cengaverliğini, imamlığını, gücünü kuvvetini, iyiliğini, üstünlüğünü gördüğümüz Ali'nin birde aşk, birde baba, birde eş halini keşfediyoruz.
Bu, oldukça özel...
Fuzuli'ye bu şiiri yazdıracak kadar da sevdalı :

“Ey Hel Eta tacını giyen ve La Feta arsasında at oynatan,

Ey selveri minberinde hatiplik eden,
Harun mertebesinin varisi Ali!
Ey Vale men valah(onunla dost olanlarla dost ol) bağının gülü ve
Ey Ad-ı men adah(onunla düşman olanlarla düşman ol) dağının ateşi,
Sadâkat ve vefânın mesnedinin sahibi…
Ey babam Muhammed Mustafa’nın (sav) sırdaşı…
Hakikat Sahrası’nın arslanı,
Tarikat denizinin gemisi Ali…
Ey Ebu Talip gülzarının çiçeği,
Allah’ın galip arslanı,
Yerdeki insanların büyük efendisi ve
Ey Hasan, Hüseyin, Zeynep, Rukiye cevherinin madeni,
Babamın amcasının oğlu Ali…
Ne düşünüp durursun…”
Hele kitapta bir ifade var ki, beni yaktı, hayran bıraktı:

"Birbirlerinde öğrendiler...
Birbirlerinde dinlendiler...
Birbirlerinde tamamlandılar..."

Bu sözün üstüne söylenecek bir söz, bahsedilecek bir aşk var mıdır? Varsa bile onlara denk midir? Onlarla aynı cümlede geçecek kadar var mıdır?
Dipsiz bir sükut ile susalım...
Çünkü aşka ayıp etmiş oluruz.
Daha onları tam anlamıyla bilememişken, olmaz.
* * *
Allah'ın indinde en Sevgili'nin kızı...
Sevgili'nin amcaoğlu, İmam Ali'nin eşi...
Peygamber'in reyhanlarım dediği Hasaneyn'in annesi...
Ehl-i Beytin ninesi...
Can parçası Fatıma'ysa bilmek isteyenler, kopartsınlar bir parçacık, kitabın arasına yerleştirsinler. Ben her elime aldığımda, bir paremi bıraktım, yakında kalmayacağım galiba. Yazıma son verirken, beni yakan vefatının bile gerisinde...Sevgili'nin vefat ettiği gün, biricik kızının yazdığı şiiri sizinle paylaşmak istiyorum:

Ma za men şebbe turbete Ahmed
En la yeşumme mede'z zamanı gavalıya
Subbet aleyye mesaibun lev enneha
Subbet alel eyyamı sırne leyaliha...

"Kim Ahmed'in (sav) kabrinin toprağını koklarsa,
Zaman geçtikçe bir daha hiçbir kokuyu koklamak istemez,
Üzerime öyle musibetler döküldü ki;
Onlar gündüzlerin üzerine dökülseydi,
kararır da gece olurlardı."

İnsanız, özleriz, ağlarız...
Hasretten, merhametten, sevmekten muzdaribiz, insanız ve küçüğüz...

Son bölüm, bütün söylenebilecekleri, topraklaşmış dudaklarda susturur:

"Esma, geri çıktığı odadan içeri doğru üç kez seslenir :
-Ey Allah'ın Elçisinin göz bebeği!
Ses gelmez...
-Ey cennet kadınlarının efendisi!
Yine ses yok...
-Ey Resulullah'ın can parçası!

Ses kesilmiş, cevap yok...
İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.

Medine goncasını kaybetmiştir...
Nergis demetinin bağı çözülmüş, reyhanlar yerlere saçılmış... Dünyanın kalan dertleri, şair insanlara pay edilmiş..."
sf 355-356

Annem, ablam, her şeyime, hanımefendiliğin soyadı Fatımamıza Allah rahmet etsin.
Cennette dizlerinin dibinde olmak duasıyla...