Nevbahar



uyan... 
hazan uyandı... 

yer, gök, yaprak 
nevbahara boyandı. 
dünyaya bir mevsim dikildi 
tepeden tırnağa, yeni baştan. 
kayıtsız kalınmaz ki mucizelere, 
uyan, 

aşk 
kapına dayandı...

bilge göksu




Cuma gününün verdiği nurlu, onurlu ve mutlu hisle, daha önce birkaç kez yaptığım bir şeyi tekrarladım. Hiçbir özel gün, doğum günü vs. olmamasına rağmen sevgilime ufak bir saksıda, fotoğrafta gördüğünüz baharları getirdim. Onun yüzü en güzel mayıstan daha aydınlık ama, olsun...
Ha bu arada "sevgilim" dediğim insan da, biricik annemdir.

Önce kocaman bir tebessüm etti tabi bu güzel çiçeklerin arkasından sonra sarılarak teşekkür etti. Ve ekledi:

-Çiçek verenin tek olsun.

Evet, romantik bir annem var. Evet, bende annemin kızıyım. "El öpenlerin çok olsun" sözünün böyle versiyonunu da bir annemde gördüm. Birçok şeyi onda gördüğüm gibi...
Baharı ilk onda tanıdığım gibi...

Gözlerinde nice güneşleri doğup batırdığım gibi...
Neyse anne konusuna girince çıkılmıyor, biz bahara çevirelim yüzümüzü...
Ama unutmayalım ki, bahar bazen annemizin yüzüdür.

*
Ama bahar...
Bu sefer herkese gelecek bir nevbahar kapıda.
Gönüllere de doğacak inşallah.
Burda papatyalar bütün çiğdemlerden önce geldi. Birgün kuşlarda olacak. Sabah namazına kalkanlar bilirler, güneşin doğusuyla birlikte yaklaşacaklar pencerelerimize. Kanatlarında binbir renkten mutluluk ve huzur ile...
Mutluluk demişken...
Baharın geldiğini  iyiden iyiye hissettiğimiz şu günlerde, dışarıdaki zarif havaya bakıp mutsuz olanınız var mı? "Tüh! Bugünde yağmur yağsaydı keşke! Hava soğuk olsaydı" diyeniniz?
Tamam, ben bahar yağmurlarına aşığım ama... Böylesine hoş havalarında ayrı bir tadı oluyor doğrusu. Ve sanki kalpler, ölü bir şehrin tarumar sokaklarından dirilmeye kalkıyorlar..
Tıpkı çırılçıplak kalmış bir ağacın kayısıya gebe çiçekler açması gibi..
İçlerinde taşıdıkları acılar, sevda izleri bir bir kabuk bağlıyor güneşin her öpüşünde ellerini.
İçinizde, sol tarafınıza yük yapan insanlar, tatlılar, kitaplar sayıma çıkıyor bildiğin..
Kimisi ayakta kalmış kalbinizde, kimisi cam tarafını kapmış. Öyleleri var ki, bir sırayı boydan boya ona ayırmışsınız. Kendi hesabıma, beyaza ayırdığım yer oldukça fazla...
Ama her çiçeği zehirleyen bir kurumuş yaprak vardır ya hani, işte bahar bunları ayıklayandır bir diğer anlamda.
Ya da büsbütün zehirleyen... Yaşanmış ve yaşanamamış bütün günlerin, baharda gün yüzüne çıkmasıyla...
* 
Belki de şairlerin, şiirlerin de sebebidir bu bahar. Kalemin, mürekkebe batmış cemresi. İçinden balonlar, kahkahalar, mandolin sesleri gelen şiirlerinin tek kaynağı, mutlu olduklarından değil yani...
Sanmıyorum ki mutluluğun şiiri yazılsın.
Çünkü insan, mutlu olunca şiir yazmayı değil, okumayı seviyor.
Ya da kendisi bir şiire konu oluyor.
Ya da... Nasıl söylerseniz işte.
Ha unutmadan... Açık havada kitap okumanın eşi ve benzeri yoktur. Muhtemelen cennetten düşmüştür. Yani neymiş? Elle tutulabilen, gözle görülebilen ve kaçınılamayan tek mutlulukmuş; bahar... Ve artık üzgünsek bile nisana, mayısa ayıp etmemeliymişiz. Tadını çıkarmalıymışız yahu yazlık kıyafetlerimizin. Kışlıklara birkaç aylığına küsmeliymişiz.
Ve bu yazının sahibine çok çok dua etmeliymişiz.

Temenni ederim ki bu bahar, gönlünüze de dolsun ve inşallah, güzelliklere vesile olsun.

Bahar, müziksiz olur mu? Olmaz. O zaman dinleyelim : Mabel Matiz- Matiz"in Şarkısı