Sevgili'ye..

Bismi-Nur
-fon müziği: sevgili'ye-

Ebu Bekir Sıddık'ın dizlerinde uyuyor şimdi kainat,
Sevr'e bakın, nefesini tutmuş, hoyrat dağlara inat.

Baksanıza; çölün bu sakinliği de O'nun gördüğü rüyalardan,
Yesrib, öyle korkuyor ki yolda başına gelebilecek bir musibetten,
Kalkıp gidecek ayağına elinden gelse, çıt çıkarmadan...

İşte geliyor devesinin yularını Cebrail'in tuttuğu adam!
Bayram yeri olmuş Medine-i Münevvere,
Mekke artık eşsiz bir matemde, Eyüp Sultan'ın evinde devrediyor zaman.

*
Ay doğuyor ensarın, muhacirin üzerine...
Sanki güneşler doğup batıyor, siyah zümrütün işlendiği gözlerinde.
Ve bir soru soruyor Nebi Neccaroğulları'nın kızlarına:

"Beni seviyor musunuz?"

Sevmek, Senin doğduğun gün peydahlanmış kelimelere.
Sevmek, soyadını adından almış.

Ve sen...
Sen henüz doğmadığım bir günde doğan Ahmed,
Sen henüz doğmamışların da  kalbinde Muhammed...
Sen gözyaşımın rengi...


Ey kutlu sahibi Kubbet-ül Hadra'nın...
Ey Efendisi, hem yerlerin, hem yedi kat semanın...
Ey çarığını bile taşımaya layık olmadığı sultanların...
Ey Sevgilisi Yüce Allah'ın...
"Gel" demeye haya eder bu kendini bilmez, bedbaht gönlüm,
Sen ki, Nur'u doğsun diye yaratılış sebebisin karanlıkların...
Yokluğun bile tek kaynağı ışığın kaynağının...
Bir umut var,biliyorum, hamdolsun kopacak kıyamet!
Bizlere dua et...

*
Gül, yanık sevdaların izini taşır artık koynunda,
Bak gitti İmam-ı Rabbani'ler, Mevlana'lar,
Ve bir şeyler koptu "aşk" adına senden kalanların ardında.
1442. yaprağı da koptu takvimin bu hafta..
Yoksun, ama en çokta sen varsın ya.
Sana dair hüzünden başka his durulmadı, yine Sen'den sonra..

Gel artık yer ile gök arasındakileri birbirine bağlayan halat!
Gel, İbrahim'in bağrından kopup, vücuda bürünen şefkat!
Gel, ey Sultan-ı Kainat!
Gel, ey Sevgili'm...
Veyl eder sensizliğe, koparır bütün dünyalıkları, ruhuma işleyen bu salavat!

Ya esafa ala Muhammed?
Allahümme salli ala seyyidina Muhammed...

Ve Muhammed...
Pür muhabbet...

Ve muhabbet,
Pür Muhammed...

 -Rahime Kasım-