Belçika / Brugge Gezisi

Yer: Paris/Fransa 
Tarih: 9 Mayıs 2013
Saat: 07:15

Tedirgindim aslında. 17 yaşıma gireli bir gün olmuştu. Ailemden ayrı ilk geziydi. Hem de yurt dışı gezisi... Allah'tan yanımızda ülkeyi daha önceden gezmiş, bir rehberle yarışabilecek bir ablamız vardı. Fransa'nın sınıra yakın yerlerinde de oturmadığımızdan, yolculuğun uzun süreceği kesindi. Fakat normalden daha kısa zamanda vardığımızı söyleyebilirim. Yaklaşık 4 saat tek molayla Belçika'nın Brugge şehrine varmıştık. Paris'teki trafik ve park sorunu kadar olmasa da, burası da ordan farklı değildi. Neyse ki meydandan uzaklaştıkça, bu sorun azaldı ve bir yer bulabildik. 
Hava çok güzeldi. Bütün Fransa'yı kaplayan yağmurlu ve soğuk havanın bu mayıs gününde istisnai bir şekilde güzel olması çok hoştu. Trafiğe kapalı alanın diğer şehirlere nazaran biraz daha yaygın olduğunu söyleyebilirim. Ve bence bu gayet güzel bir şey. Eşinizle el ele, arkadaşlarınızla o mağaza senin bu mağaza benim gezebiliyorsunuz adım adım.

Daha turistik yerlere, ünlü meydanlara gidelim diye meraklı gözlerle etrafı süzerken... dakika bir, gol bir! İşte bu büyüleyici manzarayla karşılaştık. Bir on dakika baktım, baktım, baktım... Derinlik ve hüzün kokan bu yeri içime çekerken, fotoğraf çekmeyi tabii ki de ihmal etmedim.
Flemenkçe, şehirde konuşulan ağırlıklı dil. Ama Fransızca ve Almanca da çok yaygın. Bu yüzden anlaşmamız hiç de zor olmadı. Hatta onların sevimli aksanlarıyla karşılanmak ayrı bir hava kattı.
Orta çağ şehirlerinden biri olduğunu daha ilk bakışta anlayabildiğimiz şehirdeki gezimiz, "Dweersstraat" adındaki caddeden başladı. Burada çok büyük bir meydanda Bizim Leydi Kilisesini de içine alan yerden başlıyor macera. Ve bütün alışveriş mekanlarının sokakları, yine bu meydana çıkıyor. Buradaki evlerin çatıları ve yapıları o kadar değişik ki, sadece bu evlerin örnekleri olan kartpostallar, sus eşyaları, hatta danteller bile var. Benim favorim, ufak süs eşyaları... çok şirin ve hatıra olarak saklanılabilir cinsten. Koleksiyonu bile yapılabilir.

At arabasıyla gezi yapan turistlerde, ayrı bir dünya içinde Orta çağın o büyüsünü ayakları sokağa basmadan yaşıyorlar. Dini motiflerin, dindar insanların ve kiliselerin çok yaygın olduğu kesin.Kafelerin, kıyafet mağazalarının Fransa'dakilerle aynı olduğunu söyleyebilirim. 
Fakat ikramlar daha değişik oluyor. Mesela eğer giderseniz, mutlaka paket halinde dondurulmuş patateslerden almanızı tavsiye ederim. Çünkü değişik bir şekilde doğranmış bu patateslerin lezzeti de çok hoş oluyor. Evinize döndüğünüzde sevdiklerinizle paylaşabiliyorsunuz. Her yerden kahve kokusuna karışmış değişik fırınlardan gelme ekmek, kruvasan, turta kokularının geldiğini de belirteyim. Ama yine de, isterse çok kalabalık olsun bir sessizlik hakim bu şehre. Ya da bana öyle geldi, bilmiyorum. Hissettiğim buydu. Zaten meydan ve çok bilindik yerlerin dışında öyle insan da görmedik. Garipsemedik desem yalan olur. Çünkü biz İstanbul'un yada Anadolu'nun herhangi bir yerinde gayet sıradan bir sokağın bile cıvıl cıvıl, capcanlı olduğunu gördük ve buna alışmış insanlarız. Bu hissimin bir kanıtı olarak, renkleri çok hoşuma giden bu fotoğrafı çektim.
Gariptir, ben bu kareyi yakalamaya çalışırken genç bir fotoğrafçının dikkatle beni izlediğini farkettim. Ben iki de bir yer değiştiriyor, etrafıma bakınıyordum ki.. aslında benim bu halimin bir fotoğraf karesine girdiğini gördüm ve tabii ki bu beni çok şaşırttı. Sonra genç yanıma yaklaştı gayet kibar, düzgün bir Fransızca aksanla:

- Siz belki de geçmişte yaşanmış bir anı çekiyorsunuz. Bense bu anı çekiyorum. Size ait bir anı...

Çektiği fotoğraftaysa ben, bu bankın önünde anı yakalamaya çalışırken, bir yandan da gözümü duvarı görünen binaya dikiyorum. Ne diyeceğimi bilememiştim ve bana unutulmaz bir hatıra oldu, hükümsüzdür.
Yaşanmışlıklar, anılar, tarihin o gizemli ve yıllanmış kokusu... Ben galiba eski zamanlarda yaşamalıymışım. 


Gördüğünüz bu yer, Bizim Leydi Kilisesi'nin önü... Manzara tartışılmaz. Ve fotoğrafı çektiğim yerin yanında gördüğüm çok garip bir harita. 

Bu, Brugge haritası... 
Hemde dantelden yapılmış! 
Söylemeden geçemeyeceğim, bu şehirde dantel çok ünlü! Diğer adıyla "rahibe işi". Alışveriş  yaparken çektiğim bir fotoğrafla da size bunu göstermiş olacağım. 

Kanal suyunun rengi, aslında bu romantik ve gizemli havayı tetikliyor diyebilirim. Toprak ve içine yeşil karışmış toprak renginin hakim olduğu suyun berrak olup olmadığını bende çözemedim. Fakat mavi olan tek şeyin, gökyüzü olduğunu seçebildi gözlerim.
Yosun tutmuş yarım köprüler, sarmaşıklarla duvarının rengi dönmüş evler... 

Hayalet şehir ile başka zamana ait bir şehir olmak arasında kalmış Brugge... Gördüğüm an içimin ısındığı, hiç bilmediğim zamanlara gittiğim yer. Ve anormal sıklıkta duyduğum can sesleri...
Allah'ım...gerçekten bir an sağır olacağımızı düşündük. O kadar çok kilise var ki!
Dini yönden bana uzak kalsa da, o huzurlu hava oldukça sempatikti.
Bu şehri çok sevmemin nedeni de bu galiba...
Mütevazı olduğu kadar güzelliği tartışılmaz.
Tarihi yansıtan, eski..ama zamanla yenilenmiş.
Şehirden deniz geçmiyor, ama şehir deniz gibi...
Sıcak insanları, sessiz ve dingin.
Şehre uygun şehirliler yani.
*
Bu kadar edebiyat ve şehirle kurduğum duygusal bağ senfonisi yeter. Artık alışveriş mevzusuna gelelim değil mi bayanlar? Hatta Bayan Her Gittiğim Yerden Bir Hatıra'cılar...
Buyurun bakalım... ne var ne yok, mağazaları alt üst edelim.


Birisi "bu ne?" mi dedi? Hemen açıklayayım... efendim bunlar tamamen dantelden yapılmış süsler. Evinizin duvarına, arabanıza, iş yerinizde herhangi bir yere hatta çantanıza dahi bunlar aşabiliyorsunuz. A'dan Z'ye bütün harflerinde bulunduğu dantel işlemeli anahtarlıklar, ev eşyaları, hatta ve hatta kolyelerin satıldığı mağazaları çok sık görebilirsiniz bu şehirde. Yetmedi mi? Sadece dantel ve dantel ürünlerinin satıldığı yerler var. O kadar şaşırdık ki bu duruma aramızda "Çeyiz yapmak isteyenler Brugge'e!" diye de esprisi oldu.
Yastıklarda dahi dantel! Biz Türklerin bile önemsediğinden daha fazla bu insanların dantel merakı... Ayrıca öyle ucuz falanda değil ha. Dikkat! Bizim Türkiye'mizdeki çeyizcilere benzemezler. Pazarlıkta yok. Düşünün artık.

Saatlere olan merakım, arkadaş gurubum tarafından da bilindiği için, bayağı bir saatçi gezdik diyebilirim. Ama favorim bu mağazaydı. Çünkü -görevlinin dediğine göre- 100'den fazla çeşit saat görebildik. Uygun fiyatlarda olanlardan alıp, evinizde gayet salaş ve nostaljik bir hava katabilirsiniz sanki. Bana öyle geldi.

Vitrinlerdeki ürünlere ve fiyatlarına kendi aramızda yorum yaparken, Türk bir çiftin yanımıza yaklaştığını fark ettik -ki tahminimizce balayına  gelmişlerdi- bizim çoktan konuşup şaşırdığımız dantellerden konuşuyorlardı. Bize de selam verdiler, sonra aslında bizimde gideceğimiz yöne doğru yöneldiler. Baktık ki solda gördüğünüz otelde kalıyorlarmış. Fiyatı da uygundu. Hemde turistik yerlere gayet yakın, gara da öyle...
Hani belki birgün gidersiniz aklınızda bulunsun. Dış görünüşü de gayet şirin, evcil ve mütevazi...
Lüks ve pahalı bir otelde kalacağınıza, böyle bir otelde çok rahat edebilirsiniz. Yanlış hatırlamıyorsam, kilisenin iki sokak ötesinde bir ara sokaktaydı yeri. Ama öğrenciler için dar ve fazla sakındır, benden söylemesi. Balayı çiftleri, evli, mutlu ve çocuklu çekirdek aileler için daha uygun gibime geldi :) Benden söylemesi, sizden Brugge'e gelip karar vermesi.
*
Efendim, sağda görmüş olduğunuz bu sempatik kız, çok beğendiğim ve çikolatalarına çok fena tav olduğum bir şekerleme mağazasının görevlisi...
Bütün görevliler böyle genç, güleryüzlü ve şirin olmuyor. Ama bu hanım kızın çalıştığı yer istisna...
Ellerinde paket paket, çeşitli renkler ve tatlarda çikolatalarla size ikramda bulunuyorlar. Tadımlık niyetine doyumluk yiyen İspanyollara bile çok anlayışlı davranıyorlar. Takdir ettim doğrusu...

Ama... gel gelelim ki bazı ürünlerin içinde "içindekiler" bölümü yok ve bu da bizim helal olup olmadığını anlayamamızı sağlıyor. Ve biz bu insanın kalbini paketiyle dahi fetheden çikolatalardan mahrum kalıyoruz. Oradaki Müslüman görevli dahi, emin olmadığını söylüyor. Bu yüzden elinize aldığınız bütün ürünleri didik didik incelemeden, içindekilere iyice göz atmadan öyle çikolatalara ve güleryüzlü satıcıların gülüşüne kanıpta alışveriş yapmayın. Sakata gelirsiniz, üzülürüz, olmaz. Hele hele içinde ne olduğu belli olmayan şeyleri asla almayın. Çünkü alkollü, likörlü çikolatalar çok fazla.. 
Yine de yemeyecekseniz bile ikram edilene hayır demeyin, çünkü gerçekten çok kibarlar. Olmazsa sizde başkasına kibarlık yapar, ikram edersiniz. Bir taşta iki kuş... Biz öyle yaptık.

Şehirdeki hastane sayısından daha fazla çikolatacı var. Net. Ama ben "Galer" adli bir çikolata markasına bildiğiniz vuruldum. Hem çok bilindik, hem çoğu çikolatası helal, hem fiyatı uygun, hemde dolgulu... Daha da özel bir tavsiye, beyaz ve içi sütlü kahve dolgusu olan çikolata. Yani beyaz şeritli pakette, aklınızda bulunsun.

Sağda gördüğünüz abimizde, anlaşılacağı üzre bir ressam... Artık o ilgiye o kadar alışmış ki, bir tebessüm dahi etmeden işine konsantre olmuş..bizi görmedi bile. Ama yaptığı resim, görülmeye değerdi. Kullandığı boyalar ve payet eskiydi. Tıpkı oturduğu sandalye, çantası, kıyafetlerinin olduğu gibi...
Hatta onun olduğunu düşündüğümüz bisiklet dahi cidden eskiydi. Çok anlamlı bir insandı yani. Brugge'lu olduğuna kesinlikle eminim. Zaten resmettiği olay da, eski bir aşk hikayesinin onun gözünde canlanan yanıymış. Öyle demişti yanındaki esnaf...

O kadar çikolata dedim, karnınız açıktı değil mi? Bizde kurt gibi acıkmıştık. Ve meydanın tam ortasında, tahmin edildiğinden çok daha ucuz "Quick" adli lokantada yemek yedik. Fotoğrafta gördüğünüz gibi "King Fish" yani balık menü yedik anlayacağınız. Diğerleri şüpheliydi çünkü. Ama civardaki en leziz yer buraydı diyebilirim. Manzarası güzel ama dezavantajları da var. Mesela çok zor yer bulursunuz dışarda -ki biz yılmadık ve bulduk- patatesleri normaldir, o yukarıda anlattığım ilginç kesimli patateslerden yoktur. Ama bunun dışında fiyatları uygundur, sıra beklersiniz her yerde olduğu gibi. O şekilde...
*

Tevafuk ya... meğerse o gün Hristiyanlar için önemli bir günmüş ve yapılacak bir müsamere varmış. Bizde diyorduk ki, sokağa bakacak şekilde yerleştirilmiş bu sandalyelerde ne? Hemde 10-15 € gibi bir para vererek satın alınmış ve sahiplerinin isimleri yazılı...
Biz herşeyden habersiz, bütün o gözler üzerimizde Müslüman Müslüman yürüyorduk ki, polisler uyarı yapınca sokaktan çekildik. Gerçekten komikti. Hristiyan bayramında, Müslüman bir kız grubu kortejin geçeceği yerden salına salına yürüyor. Allahu alem :)

Burda, Hz. Meryem'in kucağında Hz. İsa'nın doğumu canlandırılıyor. Bir bilseniz bu bölüme gelene kadar neler gördük. Hz. Musa'nın keçilerle, eşeklerle gelen kavmini mi dersiniz? Yoksa Hz. Davud'un kellesini uçuran garip giysili adamlar mı dersiniz? Yasak elmayı  el ele yiyen Hz. Adem'le Hz. Havva'yı mı dersiniz?
Bütün önemli peygamberler ve kavimleri, önemli olaylarla canlandırıldı gözümüzün önünde, bizden uzak bir dinin objektijinde. Farklı bir deneyim oldu açıkçası. Ve tahminimce yalnızca bu gösteri için 7'den 70'e en az 200 insan hazırlandı. Çünkü o kadar çoktular ki... Kostümleri, makyajları oldukça gerçekçiydi. Replikleri çok azdı. Ama anlatılmak isteneni biz kendi inancımıza yorarak yorumladık. Onlar kendi inançlarına  göre...


Yani değerli takipçilerimiz, ben bu şehri çok sevdim ve çok beğendim. Sizde gelin, görün. Buna değecektir. Brugge'e gelmek isteyen birine de bu yazıyı okutturun, faydalı olacaktır.

Ha bu arada, bu da benim anneme anneler günü hediyem, sizinle de paylaşmak istedim:



Tavsiyelerim;
  • • Ön bilgi olmasını istiyorsanız, sadece Brugge'le ilgili bir film var: in Brugge 
  • • Yediklerinize dikkat edin. Helal olup olmadığını kontrol etmeden alışveriş yaparsanız, muhtemelen  yanılma ihtimaliniz çok yüksek olacaktır.
  • • Bir mağaza da takılıp kalmayın, çünkü neredeyse bütün mağazalar ucuz ve birbirinden hoş şeylerle dolu... Pişman olursunuz.
  • • Çikolatacılarda dikkatli olun, ikram edilenlerin içinde ne var bilmiyorsunuz.
  • • Almanca, Fransızca yada İngilizce bilmiyorsanız bile, en azından bir sözlükle çıkın. Çünkü size ürünlerle ilgili önemli açıklamalar yapılıyor.
  • • Meydan pazarlarındaki ürünlere pek güvenmeyin.
  • • Dantelleri görünce kendinizi kaptırmayın, balıklama dalmayın. Emin olun ilerideki mağazalarda daha güzelleri çıkacaktır. (Kilise çevresindeki mağazalar mesela)
Bizden bu seferlik bu kadar...
Hz. Peygamber'in dediği gibi: "seyâhat edin, sıhhat bulun."
Allahaısmarladık.


Rahime Kasım - 17:29


4 Yorum:

Adsız dedi ki...

gitmiş kadar oldum hep hayalimdi.

Erdi Demir dedi ki...

Çok çok değerli bir yazı olmuş Rahime.
Gitmeden epey bir detay yakaladık.

Canımız da çikolata çekti, sayende!

:)

Rahime Kasım dedi ki...

@Adsız, gidip görmeniz gerekir bence. şiddetle tavsiye ederim.
@Erdi, geldikçe detayların içinde kaybolursun zaten merak etme sen. bizim canımız her türlü çikolata çekiyor, iftira atma :)

mick nick dedi ki...

Sitenizi yeni gördüm ve yazılarınızı okuyunca kendimi bir şeyler yazmak zorunda hissettim. Ilk defa bır gezi paylaşımında helal kelimesini gördüm ve çok hoşuma gitti. Gelecek hafta yapacağım bruge gezisinde bana çok faydalı olacak şeyler paylaşmışınız. sevgilerimleeeee

Yorum Gönder

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.

Belçika / Brugge Gezisi