Piknik Kültürü


Aşık olduğum güzel ülkemde pek hoşlanmadığım, ama sıkça da karşılaştığım bir uyarı var: "Çimlere basmayınız". O kadar sinirlerim ki bu iki kelimeyi görünce; daha çok basmak, hoplamak, zıplamak hatta yuvarlanmak falan gelir içimden... "Çiçekleri koparmayınız" yazısını anlarım, saygı duyarım ve sonuna kadar da savunurum. Ama çimenler... Piknikler için yaratılmıştır zaten. Yani köydeki koca ovada böyle bir tablo yok ama şehirde nedense bir avuç çimen sanki yeşili çok muhafaza ediyormuşuz gibi korunmaya (!) çalışılıyor. Bu başlı başına baharseverlere ve piknikçilere haksızlık!
Böyle düşünmeyen varsa pikniğini betonun üzerinde yapsın arkadaş, yeşil alana uzaktan baksın. Fotoğraf falan çekinsin dursunlar. Biz yeşili koklayarak, istersek zeytin peynir yiyerek, istersek pasta börek yaparak, üzerinde koşup oynayarak, salıncaklar kurarak seviyoruz. 
*
İki buçuk seneye yakın bir zamandır, Fransa'da yaşayan biri olarak, ülkemi gerçekten özledim ve onu hiçbir yere değişmem. Ama gel gör ki, bu insanlar yeşil alana çok önem veriyorlar. Bu gerçekten örnek alınacak bir davranış, benim gibi Batı özentilerini lafıyla döven birine göre bile...
Örnek verecek olursam; evimizin çok yakınında, bazen festival ve kermeslerin bile olduğu, çok rahatlıkla piknik yapabileceğiniz, oyunlar oynayabileceğiniz bir alan mevcut. Öyle ufakta değil, yürü yürü bitmiyor. Hatta birkaç ilçenin ortak alanını kaplıyor diyebilirim. İnanır mısınız, bir tane bile büfe, saha vs yok. Sadece kütüklerle çevrilmiş bir futbol alanı yapılmış, o kadar... Onlar kişiliklerine zıt şeyler yaparken..dünyanın en sempatik ve sıcakkanlı insanları olarak görülen bizler, milletimizi yansıtmayan şeylere merak salıyoruz.
Biz piknik insanıyken, piknik alanlarının yok edilmesi...
Hatta olanında kirletilmesi...
Ben iç açıcı bir yazı yazması planlıyordum değil mi? Ama gerçekler, içimi kesti.
*
Yine de bahar-yaz demek; piknik demek, çiçek demek ve nedense reçel demek...
Evinizin balkonunda yediğiniz yemeğin bile verdiği his çok hoş oluyorken, piknik konusu geçerken dahi içimiz açılır. Yani başka bir deyişle, piknikte yediğimiz zeytin (ki ben hiç sevmem), evde yediğimiz patatesli böreğe denk gelebilir.
Gökyüzü mavisinin semaverlerdeki çaylara, meyve sularına karıştığı; çimen ve ağaç yeşilinin renk renk reçellere bandığı bir sofra... Cennetten düşmüş mübarek!
Anne keklerinin kokusu arasında mis gibi bir hava miskleştirir her yeri. Bir salıncak kurulur yüksek ihtimalle, yüksek bir daldan aşağıya... Sağolsun, böyle şeyleri çok seven ve benimde çok sevdiğim amcam bunları bize her sene yaşatırdı.
Nerde kalmıştık? Kesin bir top çıkar ailenin en küçüğünün çantasından. Anneler yemek hazırlayana, genç kızlar ip atlarken yorulana kadar yeşil izler bıracak oyunlar oynanır. Onun tadı bir başkadır işte... Hele birde en sevdiklerin yanındaysa, zaten gerisi naz yapmacadan ibarettir.
Okul pikniklerine de değinemeden geçemeyeceğim. Zaten aylar öncesi hazırlığından tutun, dönüş yolundaki serüvenlere kadar herşey, daha bir başkadır. Öğretmenlerin bile öğrencilerine uyup çocuklaşması da, bu haklı özenin kanıtıdır. Kendi açımdan, sürekli takım elbise-gömlek gördüğüm öğretmenlerimi, sanki bir tanıdığımmış gibi görmek çok büyük bir olay olabiliyordu. Ya da karpuz keserken türkü söyleyen Tarih öğretmeni bir şaka gibi...
Tutulan otobüs şoförünü gaza getiren, kimini uydurduğu bilinmeyen şarkılarla birlikte, laylay ve loyloylarla geçen piknik yolculuklarını hatırlayın bir derim. Şu sıralarda da bilimum okul, lise ve hatta bazı üniversitelerde dahi, öğrenci gruplarının veyahut kulüplerin düzenlediği gezi-piknikler de tüm hızıyla devam etmekte...
*
Ben annelerimizin yaptığı o kadar börek, çörek, hatta pizza bile varken, arkadaşlarımla gruptan ayrılıp domates-ekmek yediğimi bilirim. Bunun tadını hangi ustanın, hangi mevsimde yaptığı yemek verebilir ki?

Diyeceğim o ki; size daha önce de söylediğim cennetten düşmüş bazı şeyler vardır bu dünyada. Açık havada kitap okumak gibi, reçel gibi, piknik gibi... Aslında "-malıyız, -meliyiz"li cümle kurmaktan nefret ederim. Ama bunlara sahip çıkmalıyız. Sahip çıkmaktan kastım, gidip bütün piknik alanlarını kirletin ve bunun adına eğlence deyip, öldüğü gibi bırakın demek değil. Anladınız siz onu.

Ha bu arada, siz yine de yanınızda bir minder taşıyın derim. Tecrübe konuşuyor, en sevdiğim eteğimi az daha krem renginden toprak-yeşil karışımı desenlerden kurtaramıyordum. Ya da minder almaya üşenirseniz, kopkoyu renkte bir etek giymeniz gerekir. Beyler, sizin için söz meclisten dışarı tabii, yoksa size gidin etek giyin demiyorum. Ama kotlarında kirlendiği bir gerçek.

Piknik dedik, bahar dedik, börtü böcek derken...  Candan Erçetin'in "Bahar"ından sizlere gelsin:

"Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum?
Yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar?
Ayrıca bunun seninle ne ilgisi var,
Tabiki ben böyle oldugum için bahar.
Çünkü sana değdiğinden beri ellerim,
Bütün kış dallarında tomurcuklar var."
                                    
Not: Piknik sepeti, illaki de fotoğraftaki gibi olmak zorunda değil. Ben el arabasıyla malzeme taşıyan bir aile dahi gördüm. Onun adı da piknik oluyor, endişelenmeyin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.