Şemsiye Düşmanı

Fon müziği:  Goran Bregoviç - Lullaby

"Ben bir şemsiyeyi sevemedim bu hayatta,
Bir de sensizliği...
Yağmuru bitti de bulutların,
Sensizlik gitmedi."
*
Bu sözler, çok içimden gelerek yazılmıştır, başlamadan belirteyim dedim. Şimdi ben bu yazıyı yazmaya niyetlendim de.. "Bu mevsimde şemsiye nereden esti?" diye sorarlar adama.
Ama ben de normal biri sayılmam. Aklıma esti, bir de şu sıralar bu kentte yağmur yine nazar değmesin'ler türünden çok yoğun. Önceki yazılarımı okuyanlar bilir, ben yağmuru aşırı severim. Zaten en sevdiğim mevsim de güz. Potansiyel ikinci adım Yağmur. Yani şemsiyeler için, buyurun cenaze namazına...
*
Samimiyete önem veriyorsanız, en azından yurdum insanı gibi sıcakkanlıysanız, gözünüz pek yüksekte değildir. Demek istediğim; acıktığınızda koca bir sofrayı bulamasanız bile bir simit, bir çayla günleri geçirebilirsiniz. Konuyu nasıl şemsiyeye bağlayacağımı tam kestiremiyorum ama, açıkça söylemek gerekirse şemsiyeyi ve şemsiyeyi sevenleri samimi bulmuyorum. Ben bu fikrimi insanlara söylediğimde -annemde dahil- şu tepkiyi verdi:

-Hasta mı olacağız, aaa deli mi ne?


Yani sanki ademoğulları ve havvakızları olarak çok akıllıyız da, öyle diyorlar. Hem ben hak edene hak ettiğinin çoğunlukla verilmediği bu dünyada, bu tezimi kanıtlayabilirim:

Kanıt 1: Dizi, film ve bilhassa kıtaplarda en can alıcı sahneler hep yağmur altında olur. Çünkü onun getirdiği büyü, güneş gibi haşmetli bir olguda dahi yoktur.
Kanıt 2: Eğer sevdiğiniz biriyle ilk karşılaşmanız yağmurlar altında olduysa, geçmiş olsun diyorum. Çünkü onu asla unutamazsınız (gözlemlerim ve şahit olduklarım sayesinde  böyle rahatım, yaşadığımdan KESİNLİKLE değil).
Kanıt 3: Şemsiyenin altındayken; belki kuaförde yeni yaptırdığınız saçınız bozulmaz ama şemsiyesiz ıslanmış halinizle kesinlikle daha güzelsinizdir.
Kanıt 4: Aslında kanıt gerekmiyor ama, belirtmekte fayda var. Çünkü ben yağmurdan nefret eden bir çevrede yetiştim.Bütün bunları size anlatmaya uğraşırken, aklıma su savaşlarının gelmesi normal mi acaba? Bir yönden bakarsanız evet...

İnsanlar eğlenmek için yapay yağmur yapar. Sonra bir sonbahar kapatınca bütün kirliliğini dünyanın, Allah'ın rahmetine şemsiye açarlar. Anlayamıyorum...
Ben çoğu zaman insanları anlayamıyorum.
Anlamak istediğim de söylenemez ama istisnaları düşünerek bazen yorgun düşüyorum. O da yağmura yansıyor işte... Bir de her yağmur damlasıyla birlikte dünyaya bir meleğin indiğini düşününce, bildiğin Allah ile gelen bir haber gibi geliyor. İnsan sevdiğinden gelen mektubu nasılda saklar, nasılda benimser. Hiç okumadan atar mı? Asla.
Ben işte bu yüzden şemsiye kullanmıyorum. Sevmiyorum. Seven birini de sevmek istemiyorum. Zorla mı hemşerim?
*
Islanmanın hoşluğu, yalnızlığın boşluğu falan filan. Bunlar eşittir yağmur. TDK'dan onay bile bekleyebiliriz bu konuda, o derece doğru.
Peki ya gözyaşı?
Yani hiçbirşey bilmiyorsanız, gözyaşını gözünüzün önüne getirin.
En savunmasız, en masum, en içten ve derin olduğunuz an... Ağladığınız an. İstediğiniz kadar soğuk, Zeus heykeli misali hişsiz dursanız dahi sıcacık akan gözyaşlarınızı bir düşünün. Ne kadar da yağmura benziyor değil mi?
Ben her yağmur yağdığında ağladığımı, ağlayanları hatırlarım. Bir acı yaşayan insana "ağlama" demek farklı, "bırak ağlasın, rahatlasın ve içindekileri döksün" demek apayrı...
Belki de bulutların içinde tuttuklarıdır yağmur, neden şemsiye tutarak ondan mahrum kalalım ki? 
İbrahim Tenekeci'nin bir yazısında dediği gibi "yağmur" gibi bir kelimeyi kullandığınız anda, o şiiri baştan başa özel yapıyorsunuz zaten. Sıradanlık imkansız oluyor.
Bizim bu dünyada derin ve ince olmaktan başka şansımız yok ki. Nasıl olsun?


Aslında söylenecek o kadar çok şey var ki... Belki de yağmura maruz kalmamızdan mütevellit hasta olmamızın, ıpıslak kıyafetlerimizi yine yağmur altında sıkmamızın, sırtımıza konulan havlunun sıcaklığı..samimiyeti. Yağmur yağsa da dışarı mı çıksak? :)

Ve efendim bu sebeple ben, küçükken anneme çok çektirmişim. Kaç kere zature, nezle, grip olduğumu hatırlamıyorum bile. Verem olmadığıma hamd etmiyorum desem azdır. Ama iyi ki de olmuşum. Hasta olmayan çocuk mu olur zaten?
-
Ezcümleyi vermek yerine, okuyucuya buldurmayı pek tercih etmeyen (lisedeki kitap ve metin tahlillerini hatırlayınız) biri olarak laakal en az üç-dört haftada bir insanlara söylediğim şeyi, size de söylüyorum: 
Şemsiyeye vereceğiniz paraya, gidin bir kitap alın.
Bu sözüme şemsiye satan bilimum kırtasiye, mağaza vs gibi yerlerdeki insanlar kızmasınlar; sahaflar ve kitapçılar üzerine alınmasınlar. Bu bir felsefeye döndü zannımca.

Çok sevdiğim bir söz var, onu da sizinle paylaşamadığım edemeyeceğim:
"Çöl ile gök gibi buldular birbirlerini, aralarında bir tek yağmur eksikti."

Son olarak efendim; ben bu felsefenin sloganını belirterek, sizleri bir şarkıyla baş başa bırakıyorum.

"Vücudunun dörtte üçü su olan bir canlı için şemsiye samimiyetsizliktir."

Böyle romantik romantik konuşunca normal tabi. Bu da size gelsin: Jehan Barbur-Gidersen

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.