Entelektüellerin Hurafeleri - İbrahim Paşalı


Kitabın adı: Entelektüellerin Hurafeleri
Yazarı: İbrahim Paşalı
Yayın: Profil
Sayfa Sayısı: 209
Fiyatı: 13,50 TL

İbrahim Paşalı’nın 10 yıllık birikiminin ürünü:  Entelektüellerin Hurafeleri
Kendisini de entelektüel klasmanında sayabileceğimiz Paşalı; entelektüellik meselesine, kendine has yorumlar getiriyor. Entelektüelliğin birçok alameti olduğunu ve bazı alametlerin, aslında hurafeden ibaret olduğunu sıkça vurguluyor.

Entelektüellerin Hurafeleri; yolda olanların, yolunu şaşıranların, yerinde sayanların, ileri-geri konuşanların veya susanların – yolculuk boyunca-  elden düşüremeyeceği bir kitap…” Arka kapaktan alıntıladığım bu paragraf, göze biraz iddialı gelebilir. Ancak bazı ibarelere katıldığımı belirtmek isterim. Yolda olanların, (–yolda olan biri- olarak) feyz alabileceğini söyleyebilirim. Bazı noktalarda yoldan şaştığımızı – bu şekliyle de, şahsım adına muhatap alabileceğim içerikler sunuyor.
*
İbrahim Paşalı’nın nefesi, fazlasıyla yazılara sinmiş durumda. Hafif ironik, iğneleyici tavırları, olaylara farklı pencerelerden bakılması gerektiğini söyleyen insanlardan bile daha farklı pencerelere yöneldiği gerçeği, İbrahim Paşalı zekasının parıltılarını bizlere gösteriyor. Kitabı okurken İbrahim Paşalı tavrını, içeriklerden yeterince sezebilirsiniz. Yazıları okurken bizzat muhtap alındığınızı fark edeceksiniz.  Sesini kanlı-canlı, bizatihi duyacaksınız. 
*
Kullandığı yazı başlıkları, aslında yazılarını tümden özetleyebilecek nitelikte. Üzerine titizlikle eğildiği, vitrinde nasıl duracağı sorusuna cevap aradığı, gözü bir kez ilişmiş olanları, içeriğe çekebilecek ilgide olup olmadığı tamamıyla düşünülmüş vaziyette. Bazı başlıklar o kadar manidar ki, tek başına bir deneme sayılabilir. 
-Başlıklara yazıda özel bir parantez açacağız-

Metin kurgusu; oldukça akıcı, ilgi çekici, sürükleyici...

Genellikle giriş kısımları yazının en tatlı kısmını oluşturuyor. Birkaç tadımlık örnek sunmak güzel olacaktır. “Hain dışarıda olmaz, yemek masasındadır.” veya “ Şehirli olmanın ilk şartı her daim köylülükten şikayet etmektir.” , “Tartışmak, insanların huzurunda, aynı ölçü birimlerini kullanarak, bir kere daha tartma işleminin genel adıdır.” gibi örnekler verilebilir. 

İbrahim Paşalı bu kitabıyla, daha önce söylenmeyenleri söylüyor. İsim vermek doğru olmaz ancak, pişirip pişirip aynı konuları işleyen yazarlara; klişelerden uzak, yaratıcı ve kelimelere hak ettiği değeri yükleyebilmesiyle tepki olarak gösterilebilecek bir isim. En basitinden, üzerine yazmayan aydının kalmadığı “Tüketim ve israf konusunda” farklı şeyler söyleyebiliyor: “Bilinçli olan insan tüketmez, istifade eder;” gibi. 

İbrahim Paşalı’yı belki de ilgiyle okuyabilmemin sebeplerinden biri, “Söylenmeyeni söyleyebilme gayreti”. Bir diğeri de, yeri gelmişken söyleyeyim, üslup konusunda getirdikleri. “Metin okunurken, okuru nasıl konunun içerisine çekebilirim?” sorusuna; kendince, biraz Nasreddin Hoca muzipliği, biraz da Aziz Nesin gerçekliği ile cevap veriyor.

"Entelektüellerin Hurafeleri" kapak tasarımı bile bize o özgünlüğü yaşatıyor.

• Newton’ın elinde bir kitap, elma ağacının altında oturup bir şeyler düşünüyor. Elmanın düşmesi, o an için ufkuna dayanak olacakken; ağacın diğer tarafında entelektüellerimizden biri, kitabı okumak yerine, kitapları basamak yapıp, elmayı koparıp yemeğe çabalıyor. Gerek ismi olsun, gerek tasarımı olsun ve gerekse yazı başlıkları olsun, bizi okuma serüvenini içerisine itekliyor.

İbrahim Paşalı'yı, Yeni Şafak’tan ve Tvnet’teki Makam Aracı programından tanıyorum. Bunun yanında çeşitli edebiyat dergilerinde çalışmaları var. Belirgin bir üslubu, kendince has bir tarafı var. “Entelektüellerin Hurafeleri”ni de okuyarak, İbrahim Paşalı olayında belli bir kademeyi aştık. Sanırım İbrahim Paşalı’nın bu saatten sonra daha dikkatli olması gerekiyor. Aldığımız doyumdan mütevellid, beklentilerimiz de yukarılarda seyrediyor.

Başlıklara özel bir parantez açacaktık. Bir hayli başlık var, hoşa gelenlerden bir kısmını seçtim:

“Şehirliler köyleri bozmasaydı, köylüler de şehirleri bozmayacaktı”
“Çamlıca Tepesindeki cami de gökdelendir.”
“Piyer Loti hangi türklerin dostudur?”
“Wittgenstein’ın haşeması”
“Köle, sahibinden kurtulsa da ‘sahibi gibi’ yaşamaktan kurtulamaz”
“İslamcılar kapitalist veya anti-kapitalist olabiliyorlar, ama niçin ‘karizmatik’ olamıyorlar?”

Altını çizdiklerimden:

“Hain dışarda olmaz, yemek masasındadır.” Sf.9
“Artık rüyalarımıza girip bize akıl veren ak sakallıların yerinde ‘İsviçreli bilim adamları’ oturmaktadır." Sf.10
“En iyisi Wittgenstein’i ciddiye almak. Çünkü taşrada öğretmen olmaya karar verdiğinde, tayin edildiği köyü görür görmez terk etmişti. Gerekçesi çok netti: ‘Burada fıskiyeli havuz var, taşrada bunun ne işi var’ demişti." Sf.11
“Gerçek bir şehirleşmenin, entelektüel hurafelerden kurtulmanın yolu, gerçek bir taşradan geçiyor.” Sf.12
“Şehirli olmanın ilk şartı, her daim köylülükten şikâyet etmektir”,  “Her fırsatta lise seviyesinde sosyoloji bilgileriyle köylüleri, yani şeytanlarını taşa tutarlar.” Sf.13
“Türkiye’de her zaman tartışmaların ilk on birinde yer almayı başaran, hiçbir zaman sahanın kenarında yedek oyuncu olmayan din terimi anlamını nereden almaktadır?” sf.21
“Bilinçli olan insan tüketmez, istifade eder;” sf.25
“Yönetmen de setin imamıdır, hikmetinden sual olunmaz, sorgulanmaz, herkes ona uymak zorundadır.” Sf.53
“Dindarlar arasında bunun örnekleri çoktur, kâfirlerle savaşmaktan kendi nefsleriyle savaşmaya vakitleri yoktur.” Sf.92
“Kimisi yolculuktan getirdiği hediyelerle insanları etkiler, kimisi yol hikayesiyle, yolda öğrendikleriyle…” sf.103
“Bazı kitaplar yarıda bırakmak için, bazı yollar kaybolmak içindir.” Sf.105
“… her şeyi Amerika Birleşik Devletleri’nin ‘Büyük Ortadoğu Projesi’yle izah etmenin zannettiğiniz gibi bir ağırlığı yok. Elma bile ondan daha ağırdır.” Sf.110
“Türkiye hakkında planı olmayan tek ülke, biziz!” sf.112
“Dünya, inanılmazdır!” sf.118
“Bazı kelimeler keskin mi keskindir; canınızı yakar, Kızıldeniz’i ikiye ayırır gibi önümüzde umulmadık yollar açar.” Sf.119
“Türkiye, Osmanlı Devleti’nin karikatür olarak çizilmiş halidir.” Sf.121
“Terslikleri sona erdirmek için, ‘niçin geri kaldık’ sorusunu bir kere de tersten soralım: Batılılar niçin haddini aştı?” sf.121
“Peygamber yollanmasının nedeni, ‘Hazreti İnsan’ gülünç duruma düştüğü içindi” “İnsanoğlu moral bulsun, canlansın, incelikleri kavrasın, “ sf.122


Liste uzarrrr gider, iyisi mi biz burada sonlandıralım. Sizi kitabı almaya teşvik edelim! :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.