Jean Anouilh’in Antigone’si [ve Suriye Fotoğrafları]

Evet, Anouilh’in Antigone’si, çünkü Antigone ismi yalnız Jean’a ait değil. Bir tiyatro ismi, bir komedi kitabına konu olmuş bir isim, bir operanın ismi ve bir-çok yazarın tekerrüren yazdığı bir piyes ismi. Ben bu piyeslerden Jean’a ait olanını seçtim. Sophokles çok kült belki veya Jean Cocteau'nun Antigone’si çok modern 

Tarihi olan piyeslerin en büyük eksikliğinden başlayarak, Antigone’nin hakkında birkaç söz söyleyeceğim. Sonra [ve Suriye Fotoğrafları

Tarihi olan piyesler oynandığı zamanda (-ki oynandığı zaman, hem yazıldığı zamandan hem-de anlatılan zamandan çok çok ileridir) anlatılmak isteneni, hazırlanan mekan dekoruyle, lisan aksanı ve doğruluğuyle (diyaloglar, monologlar ilh.) ve hatta musiki uygunluğuyla anlatabilir. Ve zaten böyle piyesler, yalnızca saydığım bu virgül önceleri ile anlatmak istediğini biraz olsun başarabiliyor. Lakin büyük ve en önemli bir sorunu gözden kaçırıyoruz. Bu sorun anlaşılmayı engelliyor. Kelimeyle, dekorla, lisanla ve musiki ile seyirci arasında-ki bağın ta kendisi olan bu sorun, oyuncular. 

Oyuncuların, oyunculuk başarısızlıklarından veya oyunculuk başarılarından bahsetmiyorum. Bizatihi oyuncuların ruhsal durumları, anlatmak istediğim. Nedir bu oyuncuların ruhsal durumları? 

Bir insana oturduğu kalabalık bir ortamda canlı bomba bulunduğunu haber verseler. Ve bu haber yalnızca bu insana verilse. Bu insan bulunduğu ortamda rahat bir şekilde hareket edebilir mi? Orada bir bombanın olmadığını düşünerek hayatına devam edebilir mi? Tiyatroda tarihi bir piyesi izlerken, dekordan diğer saydıklarımıza kadar (oyuncular hariç) herşey bizi anlatılan tarihi vakaya odaklıyor. Lakin oyuncuların, tıpkı bomba haberini almış olan o insan gibi rahat olamadıklarını seziyoruz. Bir Fransız İhtilali vaktini veya bir Osmanlı Devleti zamanını, tıpkı içindeymiş ve o vaktin insanıymış gibi yaşayamıyorlar. Çünkü bir bomba haberi almış durumdalar. Fransız İhtilali’nin sonuçları biliniyor ve Osmanlı Devleti artık dünya haritasında yer edinmiyor. Cep telefonun varlığından, bilgisayar kolaylığından ve radyasyon zararından haberdarlar.

Bu bilinenler, sahnedeki oyuncunun, tarihi olaya odaklanmasını zorluyor ve bu nedenle biz oyuncu ile aramızda bir bağ kuramayınca, diğer hiçbir şeyle bağlantıyı toparlayamıyor ve verilmek isteneni alamıyoruz. 

Tabii tiyatronun çok büyük bir yük yüklendiğini unutmamalıyız. Tiyatro, bir an veya bir-çok zaman dilimini hayatın bir yerinden koparıp, onu yeniden yaşandığı vakitte-ki gibi aynı şekilde ve aynı heyecan, üzüntü ilh. ile seyirciye sunmaya çalışıyor. Sinema-da olduğu gibi kayıt, düzenleme ilh. yok. Bu nedenle elbette-ki tiyatro için getirdiğimiz eleştirileri açıklarken daha dikkatli davranmalıyız. 

Bir-de tarihi piyeslerin içinde bulunulan zamana uyarlanmasından bahsedelim çünki bu yukarıda getirdiğimiz eleştiri için bir çıkış kapısıdır. 

Evet, zamana uyarlama. Bu tarihi piyesler için, bence yapılması gereken bir eylem. Böylece, bu zamanın insanı bu zamana uyarlanmış bir piyesi, rahatlıkla bize sunabilir ve anlatılmak istenen daha çok anlaşılmış/anlatılmış olur. Elbet bir kayıp, bir kan kaybı yaşayacaktır piyes. Bunu istemeyenler muhakkak olacaktır. Lakin bunun için sade şunu söyleyebiliriz: eğer oynanacak ise uyarlanması, okunacak ise aynen eski metinde kalması ve kalben yaşanması lazımdır. 

Antigone 

Jean Anouilh’te bu aslen Yunan tiyatrosuna ait piyesi, yukarı-da bahsettiğimiz mevzuuda-ki gibi, zamanına göre uyarlamış ve oynanmasını sağlamıştır. Antigone, seyircinin bizzat sahnede-ki oyuncularla beraber oyunun içinde olduğu bir piyestir. Anouilh piyeste monologlar başlamadan önce, bir pırolog bölümü koyarak anlatılacak olaya, kısa açıklamalar getirmiş ve seyirciye oyuncuları tanıtmış böylece seyirciyi oyunun içine almıştır. (Elimde-ki Antigone metni, Agora Kitaplığı Yayıncılık tarafından neşredilmiş, Yaşar Avunç tercümesi halidir.) Pıroloğun bir bölümünde şöyle bir söz geçer: 

… şurada rahatça oturup kendisini izleyen bizlerden, bu akşam ölmeyecek olan bizlerden baş döndürücü bir hızla uzaklaştığını duyumsuyor.” (Aklıma bu oyunun oynandığı sırada seyircilerden birinin ölmesi geldi.

Antigone, kız olmasına kız lakin devrindeki ve yerinde bulunan kızlara nazaran farklı bir haleti ruhiyeye sahiptir. Burada oyunun içeriğini anlatarak gereksiz bir lakırdı yapmaktan çekiniyor ve oyunun içinden bir-kaç iktibasla, piyesi okumayı ve hatta bulursanız izlemeyi okuyucuya/seyirciye bırakıyorum.

Ben kral değilim. Örnek olmama gerek yok benim… Aklına geleni yapar, küçük Antigone, bu pis domuz, inatçı, huysuz kız; …” 

Antigone! Yalvarırım. Fikirlere inanıp, bunlar uğruna ölmek erkeklere yaraşır. Sen bir kızsın.” 

…. Senin karın, gerçek karın olmaktan; akşamları otururken, elini tümüyle sana ait bir şeyin üstüne koyar gibi, düşünmeden üstüme koyabileceğin bir kadın olmaktan büyük bir gurur duyardım. …” 

Deli misin sen, yavrum. İnsan hiçbir zaman büyümemeli. …

[ve Suriye Fotoğrafları] 

Sinemanın ve tiyatronun şahsiyetine leke süren televizyon hakkında söylenecek o kadar çok söz var-ki.. Gündemde olan Suriye Fotoğrafları hakkında da bir-kaç söz söylemenin yeri olduğunu düşünerek: 
Marc Ferro, videonun belgesel amaçlı bir aygıt haline gelmesi ile, zamanın tarihini yazmada kullanıldığını söyler. (Kesit Yayınlarından neşredilen Sinema ve Tarih adlı Turhan Ilgaz ve Hülya Tufan tarafından tercümesi yapılan eserinde. )

Serge Daney’in deyimiyle söylersek “ekran”, durumun her türlü anlaşılabilirliğini “perdeler.” Canlı yayında olan bir katliam (veya katliama ait belgeler, bir savaş veyahut) yalnızca gösteriye dönüştürülmüştür ve canlı yayınlanan sportif karşılaşmalardan yalnızca bir-kaç küçük farkla ayrılır. 

Ferro, tarihçilerin yurttaşlarına “görüntüleri” okumasını ve dinlemesini öğretmeleri gerektiğinden bahseder. Peki, Türkiye’de hangi tarihçi bize “görüntüleri” “gösterilenleri” okumayı ve dinlemeyi öğretiyor/öğretecek? Biz gördüğümüz bu görüntülerden, fotoğraflardan neleri nasıl anlayabileceğiz? 

Yalnızca ekranlarda bu görüntülere bakıp, Suriye için değil sade, dünya için, rusça, iki anlamını bildiğim şu kısa soruyu sormak istiyorum: gde pravda? – hakikat nerede? adalet nerede? 

Ve dahi, bir şov olmaktan öteye bu fotoğraflar ne anlam ifade edecek dünya için?


Tugay Kaban - 20:35


0 Yorum:

Yorum Gönder

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.

Jean Anouilh’in Antigone’si [ve Suriye Fotoğrafları]