Nur - Mustafa Kutlu



“Aman Allah’ım!
Yahu arkadaş dünyada bu kadar güzel bir göz, güzel bir yüz olabilir mi?
İri hareli, uzun kirpikli ela gözler, hilal kaşlar; kaş dedikse hiçbir yanı alınmamış hilkatten böyle. Minik kalkık bir burun, zarif ağız ve çene. Koyu kestane gür saçlar parıl parıl o kuğu boyun üzerine dökülmüş. Ne desem boş, bu güzelliği tarife dil yetmez. Bir de beyaz dişlerini, gamzelerini göstererek gülümsemez mi. Toprak ayağımın altından kaydı, bayağı bir sallandım.
Gel de düşme.
Buğulu, esrarlı bir sesle konuştu. Ya Rabbi bu bir insan mı, yoksa melek mi?...
*
Mustafa Kutlu böyle başlıyor  hikayesine. Cami çıkışında ayakkabılarını bağlayan bir genç ve usulca onun yanına yaklaşan güzel mi güzel bir kız...

Kızın adı Nur, cami çıkışında Sinan’ın yanına yaklaşıp birkaç soru soruyor, tasavvufi meseleler. Sinan da temiz, iyi kalpli bir genç, yanıtsız bırakmıyor Nur’un sorularını. Bir bir olabildiğince yanıtlıyor.

Tanışıyorlar ayaküstü, ikisi de mimar. Hani ilk görüşte aşk derler ya…

Nur’un bir kalbi var. Ama kanıyor”.  Nur, annesi ve babası hayatta olmasına rağmen, bir boşluğun içinde büyür. Ninesi büyütür kızcağızı. Gün gelip de nine de öbür tarafa göçünce Nur çıkmaza düşer.. Hakikat arayışı... Yoluna Sinan çıkar, birlikte sorulara cevaplar ararlar.

Sinan tertemiz, sadakatli bir genç, namazında niyazında.. Kendini çoktan Hakka adamış. 

Nur ise çıkmazda, gönlü boşluklarla dolu... Bir zaman sonra hakikati bulup bir şeyhin dizinin dibine yerleşiyor.

Kutlu modern-tasavvufi bir aşk ile karşılıyor okurunu. Zamanlaması harika.

Öyle ya, bu devirde herkese bir Nur gerek…

*
Hikayede Yeşilçam havası hissediliyor... Sinan orta halli, bol çocuklu, babasız bir ailenin çocuğu. Kadırga’da izbe bir yerde oturuyorlar. Baba erken yaşta göçüp gitmiş ahirete... Sinan, küçük bir mimarlık ofisinde çalışıyor.

Nur ise tabi ki tam tersi, varlıklı bir ailenin tek evladı. En kaliteli okullarda eğitim görmüş, mimar olmuş, herşeyi yerli yerinde. Ancak anne ve babası  küçükken ayrılmışlar, ninesi göz kulak olmuş, büyütmüş.

Klasik bir hikaye gibi görülüyor Nur. Ama verilmek istenilen mesajlar dikkate değer.. Nur’a yolculuğunda İbn Arabi, Mevlana, Yunus Emre, Mimar Sinan, Şeyh Galib, Mehmet Akif, Nurettin Topçu, A.Hamdi Tanpınar ve birçok sufi yoldaşlık ediyor. ( Tabi ki bu isimleri Kutlu’nun da yolunun yoldaşları olarak görebiliriz. )

Kutlu’nun köşe yazılarında deyindiği mühim bir konu. TOKİ’ler, Betonkentler, Site’ler… Hikayede de yer alıyor. Hikaye kahramanları Nur’un ve Sinan’ın mimar olmaları bir rastlantı değil. Okuruna her daim toplumsal mesajlar vermeyi yeğleyen yazarımız hikayede de bu düşüncelerine yer veriyor.

Kurtulmak için kurtarmak lazım” diyerek sona eriyor hikayemiz. 
Nur mutlu bir sonla bitmeyen, hüzünlü bir hikaye...


veli gök - 21:52


1 Yorum - Yorumlar

Adsız dedi ki...

süpeeer hoca oku dedi okumadım burdan okudum bu kitabı 100 aldım

Yorum Gönder

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.

Nur - Mustafa Kutlu