Zarifoğlu'ndan: "Mektuplar"

Mektuplar, Cahit Zarifoğlu
*
Mektup, belki de edebi türler arasındaki en samimi, en içten ve duyguları, düşünceleri yalın halleriyle vermesi bakımından sansürden en uzak edebi türdür.  Günümüz insanına artık nostalji gibi gelse de bir dönemin en has haberleşme ve hasret giderme aracıydı. Birçok türlüsü mevcuttu. Askerde olanlar için ailesiyle kurabileceği tatlı bir bağ, gurbette olanlar için memleketinden aldığı havadisler ve duyduğu sıla hasreti, ayrıca muhabbet duyduğumuz insanlarla iletişim kurabileceğimiz edebi bir haberleşme aracıydı. Günümüz elektronik haberleşme araçları da bir bakımdan bu işlevi üstlense de kıymet ve samimiyet bakımından aynı çerçeveye oturtulamamaktadır.    

Bu yazının konusu elbette eski-yeni tartışması olmayacak. Ancak söyleyeceklerimizi söylemeden evvel hangi noktada durduğumuzu ve bu türe nasıl baktığımızı belirtmemiz gerekir ki, bu hassasiyet çerçevesinde daha önce dört kitabını incelediğimiz Cahit Zarifoğlu’nun, 192 sayfadan ve onlarca mektuptan oluşan “Mektuplar” adlı eserinin kıymetini doğru bir biçimde ifade edebilelim.

Bu eserin ismini zikrederken 
Zarifoğlu kadar Mustafa Özçelik’i de anmamız gerekir. Çünkü başta Mustafa Özçelik insiyatifiyle, sonrasında bu pırojeye Zarifoğlu’ndan mektup alan ve bu mektupları Mustafa beyle paylaşan kişilerin katkılarıyla ortaya çıkmış bir eserdir. Bundan hareketle Zarifoğlu’nun diğer kitaplarının aksine kendi iradesi dışında gelişmiş bir eser olarak da ayrı bir yeri bulunuyor. Kendi imzasını taşımamasına rağmen yine de bizzat Cahit Zarifoğlu’nu temsil ettiği yorumunu, daktilosundan ve kaleminden dökülenlerin aynen kitaba aktarılmış olması durumundan dolayı yapabiliriz. Bu açıdan baktığımız takdirde, evet bu kitap Zarifoğlu’nun bir yapıtıdır ve öyle bir yapıttır ki, Zarifoğlu’nun harcadığı enerjiyi, tükettiği nefesi en net şekliyle bizlere gösterir ve Zarifoğlu’nu tanıma anlamında bir kılavuz niteliği taşır. Daha önce “Yaşamak” adlı kitabını incelerken de “Kılavuz” tabirini kullanmıştık. Ancak Mektuplar’ı okuyunca anlıyoruz ki, Zarifoğlu’nu tanımamız anlamında, bize “Yaşamak”tan daha fazla veri sunuyor. Onun için Zarifoğlu’nu tanımak adına Yaşamak’tan evvel, Mektuplar’ı tavsiye edebiliriz.        

Mektuplar”, içerik itibariyle, Zarifoğlu’nun düşüncelerini, en sıcak ve en sansürsüz bir şekilde ortaya koyan eserdir. Hatta öyle bir eser ki, Zarifoğlu’yla bizzat karşı karşıya sohbet ediyormuş duygusu veriyor. Gülhane Parkı'nda kuş cıvıltıları eşliğinde bir solukta okuyup, Zarifoğlu’nun bütün mücadelesini bir solukta anlayabiliyorsunuz. En azından Zarifoğlu’nun diğer eserlerini de okumuş biri olarak bu hislerle ayrıldım Gülhane’den. 


Çeşitli edebiyat dergilerinde ve bazı özel sayılarda da yayınlanan bu mektuplar, bir araya gelmesi bakımından bizler için özlemlediğimiz bir bütünlüğü ihtiva ediyor ve bu bütünlük edebiyat araştırmaları açısından başvurulacak bir arşiv niteliği taşıyor. Ortaya çıkan arşiv ise Zarifoğlu’nun davasına dair, Mavera Dergisi’nin yayınlanış süreci ve yakın çevresiyle olan iletişimine dair geniş veri kaynakları sunuyor. Bunun dışında Zarifoğlu’nun mektuplarından sezimleyebileceğiniz bir çok mesele de mevcut. Yazının ilerleyen safhalarında bu sezimlemelere de yorumlarımız eşliğinde değineceğiz.            


Bu arşivde mektubu bulunan kişilerden bahsetmek gerekirse: En sık mektuplaştığı kişilerden biri, şuan Yedi İklim dergisinin de başındaki isim Ali Haydar Haksal. Karabatak Dergisi’nin başındaki Ali Ural, Yeni Şafak’ta çizerlik yapmakta olan Hasan Aycın. Ağırlıklı olarak Çocuk Edebiyatı alanında çalışmalarını takip ettiğimiz, İtibar’da okuduğumuz Mustafa Ruhi Şirin. Ay Vakti dergisinin editörü Şeref Akbaba, Eşi Berat Zarifoğlu. Şair Ebubekir Eroğlu. “Mektuplar” kitabının derleyicisi Mustafa Özçelik ve bu tanınmış isimler dışında, edebiyat çevrelerinden; Abdülhak Maruf, Abdurrahim Balcıoğlu, Ahmet Yalçınkaya, Ali Açıkgöz, Ali İbrahim Savaş, Alim Kahraman, D. Ali Taşçı, Kadir Tanır, Meral Maruf, Mevlüt Ceylan, Muhsin İlyas Subaşı, Mustafa Aydoğan, Mustafa Çelik, Nazif Gündoğan, Nevzat Çeliker, Seyfettin Ünlü, Şakir Kurtulmuş, Talat Sait Halman gibi isimlere gönderilmiş elliyi geçkin mektubu bu çalışmada bulacaksınız.

Zarifoğlu, yönettiği Mavera Dergisi dolayısıyla mektupla içli dışlı olmak zorunda kalmıştır. Zarifoğlu; dergiye dosya gönderen gençlerle, derginin dağıtımında katkı beklediği arkadaşlarıyla, yazı rica ettiği edebiyat çevreleriyle sıkı bir iletişim halindedir. Yüzlercesinden sadece bir kısmını okuduğumuz bu mektup tırafiğinden anlaşılıyor ki, bir derginin başında olmak ve onun işlerliğini sağlayabilmek, mektuplarında da bahsettiği gibi oldukça yorucu ve zorlu bir uğraş.        

Sözün özü, Mektuplar, okunması gereken bir eser. Zarifoğlu’nun şiirlerini ve davasını daha iyi anlayabilmek adına hatta ilk okunması gereken eserdir diyebiliriz. Bu kitap, bazı aşırı romantik Zarifoğlu severlerinin de algısını büyük ölçüde değiştirecektir ve az çok yeni bir Zarifoğlu algısı oluşturacaktır. Öyle sanıyorum ki ki bu algının bir tarafını da; daima yoklukla mücadele eden, sürekli yorgun ve mücadeleci bir ruh haline sahip olmuş olması teşkil edecektir.      
 
Mektuplar’dan anladığımız:   

  • Zarifoğlu’nun zamanında “Ahmet Sağlam” müstear ismiyle, Milli Gazete’de yazdığını biliyor muydunuz?

  •  “Benim şiirlerim için kitaplık bir çalışma yersiz. Sezai Karakoç için yeri var bunun. Her şeyiyle hak etmiştir ve gereklidir. Benim elimde olsa “Diriliş Enstitüsü” gibi bir şey de kurarım.” Sf. 41. Mektubun tarihi belirtilmemiş. Zarifoğlu, o dönem için bulunduğu noktayı güzel bir biçimde ifade etmiş ve yine Sezai Karakoç’u hangi noktada gördüğünü mektubunda belirtmiş. 

  • Zarifoğlu, 16 Haziran 1980 tarihinde: “Açı’mızı ‘bütün dünya Müslümanlarının sorunlarını görecek şekilde geniş tutarak, dar mekânların dedikodu ve gıybete götüren etkilerinden kurtulun.” öğüdünde bulunuyor.

  • Edebiyat âlemi dedikodularla doludur da onun için yazıyorum bunları. Biz bunlardan uzak kalalım. Ama İslâmi ve güzel olan neredeyse oraya gidelim. İstanbul’da büyük zatların ellerini öpüp dualarını alın. Ağabeylerin ve üstadların sohbetlerini dinleyin. Bunlar ve bunların kitapevleri, yayınevlerinin şuurlu ve hevesli ziyaretçileri olun. Hoş olmayan şeyler duyarsanız yaymayın. Güzel olanları görün, bu ikinciler gizli ama daha çoktur. Cümleten selamlar.” Önerisinde bulunuyor 16 Haziran 1980 tarihinde.

  • Batı şiiri çevirilerine dair: “Fakat bir batılının şiiri ya da hikâyesini yayınlamaktan yana değilim. Zira bu bol bol yapılıyor ve ancak kültür emperyalizmine hizmet etmiş oluyorlar.” Sf.54

  • İlk fırsatta Erdem’in bir şiirini, kısa veya uzun bütünü ile çevirip yollamanı istiyorum. Biliyorsun kendimizden yabancı dillere çeviriler yayınlıyoruz. Bir karşı taarruz niteliğinde” – “Yine şiir olarak benden, Akif’ten, Alaaddin Özdenören’den, Osman Sarı’dan, Sezai Karakoç’tan, Necip Fazıl’dan, Turan Koç ve Arif Ay’dan, yani bizim şairlerden çeviriler yapabilirsiniz." sf.57

  • Genç şairlere bir abi tavsiyesi: “Şairin kendini değiştirmesi zordur.” Sf.64

  • Recep bir arada buradaydı aynı şeyleri söyledim. Senin de adresini verdim ona, yazışın diye. Fakat o başka yerlerde de yazıyormuş. Bu idraksizliği aklım almıyor. Nazik bir şekilde ikaz ettim. (….) Her yerde yazarak edebiyat atmosferi nasıl oluşur.” Sf.70

  • Şuan Yedi İklim’in editörlüğünü yapan Ali Haydar Haksal’a, Zarifoğlu’ndan bir öğüt: “Ali Haydar kesinlikle kendini yenileyip aşmalı. Sanıyorum ona en iyi gelecek yazar Faulkner’dir.” Sf.71

  • Zarifoğlu’nun şiir anlayışına dair: “Hilesiz hurdasız süssüz ve şiirden başka yardımcı, destek aramadığın şiirlerini bekleyeceğim. Diyeceksin ki “sende de bunlardan çok”. Peki ama kendimi beğeniyor muyum ki?” sf. 134

  •  “Şairin dergilerden birini kendine mekan tutması şart” sf.134

Şart da Cahit ağabey, böyle bir kargaşada kolay mı? Bütün dergiler kısır bir döngü içerisinde. Yeni ve genç isimlere kapıları kapalı. Şiirlerimizi yayınlatabilmek adına editörlerin zevklerinin gram dışına çıkamıyoruz. Özgünlüğümüz ve özgürlüğümüz engelleniyor. Nasıl olacak? Bir ağabey olarak tavsiyelerini dinlemek güzel olurdu…

Hoşça kalın.