KEMANE BEY: Mark Eliyahu


Aylardır süren bir özlemle döndüm, ama hiç boş dönmedim. Bu süre içinde bir Doğu kızı olarak (Ankara kuzeybatı değildir) salt müzik dünyasının içinde yüzümü Şam'a, Kudüs'e çevirdim. Gönlümüz hep oralardadır bizim. Koyu sarı ve açık kahverengi dolu bu mistik zevkim, doğrusu etrafımdaki Serdar Ortaç fanları, Demet Akalın "followers"larını pek memnun etmedi. Ben de pek aldırış etmedim. Gerçek (bunu çıldırasıya haykırmak istiyorum) müzisyenlerle dolu bir müzik çalarım olması; popülist kültüre ters, zaten o kültür de bana ters. Siz de böyle biriyseniz ve "içinizin içine" değecek müzisyenler koleksiyonunuz varsa, sizi biriyle tanıştırayım: Mark Eliyahu.

1982 yılında Dağıstan'da doğan genç müzisyenin, Azeri asıllı olduğu da dedikodular arasında. Kendisi daha çocukken ailesiyle birlikte İsrail'e yerleşmiş. Bizim kemane, onların kamança dedikleri müzik aletiyle tanıştığında da henüz çocukmuş. Babası Piris Eliyahu (o topraklarda tanınan bir kabak kemane ustasıdır) ve ailenin nerdeyse tüm üyeleri müzisyen. Doğal olarak o da bu ortamda yetişmiş oluyor. Kemane derslerini Adalet Vezirov'dan alması da neden böyle başarılı olduğunu kanıtlıyor. Bu adam da dinlenir dostlar, bu adam da...

16 yaşlarında Türk müziğine ve bağlamaya merak sarmış. Zaten kendisini dinlerken bizden birşeyler değil, çok şeyler bulacaksınız. Yakın zamanda Türkiye'den sessizce geçip gitmişliği vardır. "Keşke büyük bir konser verse" diyemeyeceğim, çünkü kimse bilsin ve "aoy nea kadaor yahuşuhluğğğ" desin istemem. Gelelim benim favorim olan eserlerine.

Journey, Humbleness, Coming Back, Brothers Getting Together, Bayati Shiraz, I Shall Wait, Sunset, Karavan ve dinlemeye kıyamadığım bir çok eser...

Gerçekten bazen bulduğunuz şey o kadar değerlidir ki, kıyamazsınız, hemen bitsin istemezsiniz. Büyüsü kaçacak ya, o bir kenarda dursun; seyredeyim, hayaller kurayım fakat gitmesin, bitmesin. Öyle bir şey... Mark Eliyahu böyledir. Onun müziği böyledir. Onun gibileri böyledir. Keşke sayıları Türkiye'de de çoğalsa ve biz yine onların azınlık dinleyicileri olsak. Keşke.

Onu dinlerken bir devenin üzerinde, bir Doğu çarşısında, bir uçurtmayı ya da çok sevdiğiniz birini uyurken seyretmiş gibi olursunuz. Bunun yanında da telli çalgıların bitmek tükenmek bilmeyen hüznü, melankolisi bırakmaz peşinizi. Bir yerleri deler, deler, deler. Doğuştan yaralı kuşlar vardır ya, onların hesap. Kitap okurken, yatmadan önce, sabah kalktığımda, yolculuk yaparken... Dinlemek güzel, dinlenmek. Heleki böylesini. 

Eliyahu'nun havası da anlayabileceğiniz gibi, "ancak bir şeye gönlünüzü verirseniz onun hakkını vermiş olursunuz" der. Ben bunlardan sadece birini sizinle paylaşıyorum. İçim acımıyor değil ama. Hadi yine iyisiniz :) 

Yine Azeri ve oldukça başarılı bir müzisyen olan Sevda'nın "Ele Deme" isimli çalışmasını dinleyelim hep beraber, çünkü burda Mark ve ailesinin bütün üyeleri, Sevda'nın sesine eşlik ediyor. Mark'ın "söz söylemeyen müziğinin" bir istinası olmuş. Biz de anlayabiliyoruz çok şükür. Azerice güzeldir. İşte o şarkının sözleri ve işte o çalışma:

ele deme zalım yar

gadam balam alım yar
sen ki böyle değildin
seni bir öğreten var
gurban olum o gözlere
gurban olum o gözlere
meni saldın bu düzlere
meni saldın bu düzlere
arakçının haşımı
hara koyum başımı
gedip gelem
gelerem
tökme gözün yaşını
gurban olum o gözlere
gurban olum o gözlere
meni saldın bu düzlere
meni saldın bu düzlere
ele deme zalım yar
gadam belam alım yar
sen ki böle değildin
seni bir öğreten var
öğreten var öğreten var
gurban olum o gözlere
gurban olum o gözlere
meni saldın bu düzlere
meni saldın bu düzlere

NOT: Mark'ı kaçırıp ömür boyu bunları çaldırmak kötü niyetlidir, biz en iyisi onu Türkiye'ye daha sık getirmeye çalışalım. Zaten bize oldukça yakın. Tanınmaya da yavaşça başlamış ülkemizde. Facebook'ta hayran sayfası bile var, gerisini siz düşünün :) 

Bir dahaki sefere size yine sürpriz bir ismi ifşa edeceğim, bu seferki müzisyenimiz bir Türk olacak. Hem kendi alanında Eliyahu'dan aşağı kalır yanı yok.

Yani ezcümle; hanımlar, beyler ruhunuza dokunanı dinleyin, hiçbir ruhu olmayan şeylerle harcamayın vaktinizi. Türk müzisyenleri de biraz "olayı içselleştirmeye" davet ediyorum. Yüzeysellikten ölüyoruz müdür, arz ederim. Kaybettiklerimiz yetmedi mi? Batı özentiliğine karşılık Doğu derinliği, samimiyeti ve koyu sarı-açık kahverengi güneşi... Benden söylemesi, sizden dinlemesi. 

Allahaısmarladık.


Rahime Kasım - 00:31


4 Yorum:

Erdi Demir dedi ki...

mabel matiz faciasından sonra, yeni müzisyenimiz eliyahu..
umarım geniş kitlelere ulaşamadan ölür! :))))

Adsız dedi ki...

Güzel bir yazı kalem alınmış,bundan mütevellit önemli genç bir "sanatçı"yı tanımış bulunmaktayım, bu güzel paylaşımda emeği geçenleri tebrik ederim.

Meltem Kmc dedi ki...

sene olmuş 2015 ve ben de sizinle aynı şeyleri düşünüyorum.. ve bu güzel bir duygu..

Emine Cengiz dedi ki...

Hissettiklerimin tercümanı olmuşsunuz vesselam!

Yorum Gönder

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.

KEMANE BEY: Mark Eliyahu