güneydeki ülkem



her cuma erkenden kalkar; yıkanır, paklanır temizlenir, kokularını sürünür, en sevdiği gömleğini giyer, yollara düşerdi.

şehrin en güneyindeki camiye giderdi.
her seferinde merdivenlerini birer ikişer atlar o sıcacık halılara basardı.
en ön saflara doğru aceleci adımlar atardı.
en ön saflara kurulurdu.
hocanın arkasında kıpır kıpır olurdu içi.
öyle ki imamın yanında en ufak bir boşluk görse, yanına geçip namaza durabilecek kadar çocuksu bir heyecan hissederdi.

namazını uzun uzun sûrelerle kılardı.
ve yanlışıyla doğrusuyla gözlerini yumardı.
kabetullah'ın huzurunda hayal ederdi kendini.
kapkara gözlerinden usul usul yaşlar dökülürdü.. turuncu gömleği ıpıslak olurdu..
siyah gözleri cam gibi olurdu da turuncuya çalardı gözleri.

selamını verirdi..
önce yavaşça sağa, sonra vakur ve nazlı bir edayla sola verirdi.
-esselamu aleykum ve rahmetullah
-esselamu aleykum ve rahmetullah

ardından yumduğu gözlerini açardı.
evvela bedenini, ardınca maddeyi görürdü. 
sonrası hüzündü elbet.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.