Heiran-Shalizeh Arefpour




Heiran/İran/2014
"Neden masallarda hep biri kaybolur ve diğeri hep onu aramak zorunda kalır?
Allah'ım ben bu masalın neresindeyim?
Başında mı ortasında mı sonunda mı?"

Bir lise son sınıf öğrencisi olan güzel Mahi, iki erkek kardeşiyle birlikte okuldan çıkıp otobüse biner. Cam kenarında oturan ve gözleri kapalı bir şeyler fısıldayan (sanki biraz dua gibi) Afgan genç dikkatlerini çeker. Bunu eğlence haline getirirler ve Mahi adamı taklit etmeye başlar. Onun gibi gözlerini kapattığında arkadaşları gülüp eğleniyordur fakat açtığında onunla göz göze gelir. Aslında hikaye o bakışla başlıyor...

Sonraki günlerde de Mahi okula, Heiran fabrikaya gitmek üzere otobüse bindiğinde karşılaşırlar. Heiran'ın Mahi'ye uzattığı ekmek, gün gelir çiçek olur. Dedesinin de desteğiyle görüşürler, iş ciddiye biner. Babasının bir tanesi, derslerinde başarılı ve yetenekli Mahi'lerin evinin önüne Heiran çiçek çikolatayla gelir. Fakat nazik gelişi on dakika tutmayan bir görüşmeyle baba tarafından çok sert bir şekilde geri çevrilir. Mahi'nin bu gence aşık olması en çok babasına ve ailesine dert olur. Zira onun okuması her şeyden daha önemlidir. Heiran da üniversiteye kayıt yaptırmak için gerekli parayı kazanır. Üniversiteye gittiğini görürse Mahi'nin babasının yumuşayacağını düşünür. Bu sebepten Tahran'a gider. Mahi de babasının iş için evden gittiğinde kaçar, trene biner. Tabi biricik dedesi de arkasından. Fakat küçük duraklarda trenler durur, Mahi durmasalar der ama durur. Dedesi söz verdiği gibi bir yolunu bulup onu kendi elleriyle Tahran'a götürür sevdiğini görsün diye. Mahi gitmek istemez, intihara kalkışır. Bunun üzerine düğün olur, evlenirler. 



Nitekim mutluluk uzun süren bir şey değildir. Heiran'ın izin belgesinin olmaması, öğrenci belgesini kaybetmesi, kötü şartlar altında çalışmaya başlaması gibi birçok sıkıntı baş gösterir. Bütün olanların üzerine Mahi'nin hamile olduğunu öğrenirler. Heiran tavuk çiftliğinde çalışmaya başlayınca hastalanır. Birkaç kez polisleri atlatır. Fakat birdenbire işe diye çıkar, kaybolur. Mahi de sevdasını aramaya koyulur. Babası ve dedesi de ona destek çıkarlar. Her yere bakarlar, yine yoktur. Çocuk doğar, yine yoktur. "Babasını bulana kadar çocuğuma Heiran diyeceğim" der.
Ama?
Umut?
Söz?
* * *
Senaryosunu Sepideh Abdolvahhab'ın yazdığı hikaye ayrıntılarına dokunmaksızın böyle. İşin sinematografik ve siyasi kısımlarına gelecek olursak, birkaç şey söyleyebilirim. Müzikleri gerçekten çok başarılı, bir müzisyen piyanoyu ancak bu kadar Farsi-Arap-Türk dokunuşlarına yakın tutabilirdi. 
(Müzikler için Ali Reza Kohan Deiri'ye alkış)

Mahi'nin annesinin "Afganlıdır, isterse dünya birincisi olsun" demesi İran'daki ön yargıyı açık ve net gözler önüne seriyor. Bu gibi birçok yönünü kültürelf'te de tanıtımını bulabileceğiniz Majid Majidi'nin Baran filmine benzettim. 

Oyuncu seçiminde de yine hanımlar gayet güzel (bilhassa başroller) ama aynı güzellik erkek oyuncular da pek görülmüyor. Tam tersine bir özensizlik var gibi. Sadece bu filme mahsus olmayacak bir eleştirim daha var ki artık bıktık: Mutsuz sonlar. Biz zaten bunlara günlük hayatta ziyadesiyle aşinayız, mutsuz sonu ya da ucu açık sonları sinemada moda haline getirdiler. Lütfen, diyebiliyorum sadece, bu kadar da olmasın. Melankoliden öldürmeyin bizi, bir kez de ukdeden ölelim. 

İran sinemasına ayrı bir parantez açmaya gerek yok zira bu platformdaki film kategorisinin büyük bir bölümünü İran filmleri doldurmakta. Hakkında çok konuştuk, diyecek sözümüz yok. Ama filmin var:


Seçme diyaloglar:

Dedesi ve Mahi arasında ilk kıvılcımlara dair ilk sözler ateşe veriliyor.
- Neyin var prenses, neden uyumuyorsun?
- Bilmiyorum, kalbimde birşeyler oluyor.
- Belki otobüsten hastalık kaptın.
- Ne?
- Dikkat et bu başka hastalıklara benzemez, bitkisel ilaçlarla iyileşmez. Ben olsam daha dikkatli olurdum.

 Mahi'nin gözüne uyku girmemiş babası ve dedesi gün ağırırken sohbet ediyorlar.
- Sen de mi uyuyamıyorsun?
- Evet. Uyku ve uyanıklığı karıştırmışım. Gözlerimi kapatıyorum oğlanı görüyorum ki Mahi'mi götürüyor.
- Öyle konuşuyorsun ki sanki sel hayatını alıp götürmüş.
- Keşke sel bütün varımı yoğumu götürseydi çocuğum elimden gidiyor.


Evlendikleri gün Mahi ve Heiran.
- Saçlarını hiç kesmeyeceğine söz verir misin?
- Hayır.
- Beni bırakmayacağına söz verir misin?
- Hayır.
(Bu en çok "evet" olan ilk "hayır"ları)


Benim gözümde "o" sahneler:

  • Heiran kendisini görmek için bakınan Mahi'nin arkasından ismini bilmediği için "hanım!" diye sesleniyor.
  • İran sinemasında aşina olduğumuz bir durum olsa da az diyalogla sadece bakışıyla Heiran Mahi'yi kendine sevgili ediniyor.
  • İki genç, bir şemsiye, bir bisiklet ve bir buket çiçek.
  • Bir sahne değil ama kardeşlerin isimleri, uyum: Mahi, Mehdi, Muhammed, Milad.
  • Mahi'nin babaannesinin mezarı başında ağlayan dedesine "sen de beni anla" der gibi bakıyor.
  • Yaptığı ekmeğin üzerine Heiran-Mahi yazıp dedesiyle birlikte Heiran'a götürüyor.
  • İki genç aralarındakine rağmen birbirlerine "siz" diye hitap ediyor, bu çok naif.
  • Mahi Heiran'ın taktığı yazmayı uçlarından tutup koşuşturuyor.
  • Heiran elindeki şerbeti (öyle çay olmaz) önce Mahi'ye uzatıyor ve sonra kendisi onun içtiği taraftan içiyor. (bkz: Hz. Peygamber'in Aişe Validemize muamelesi)
  • Mahi'nin en değerli olduğunu bildiği için Heiran'a bir şey yaptırmak istediğinde sürekli "Mahi için..." diye söze başlıyor. Mesela: "Mahi için kendine iyi bak." 
  • Heiran gittikten sonra, onun ceketine sarılıp, dayanıp ve sarınıp ayakta kalıyor. En çok. En çok umudu ve sevdasının peşinden koşuyor.
"Koş Mahi!" demek geliyor içimden ya da koşarken çocuğunu tutmak. Otobüs şoförüne, Heiran'ı alıp götüren yola küfretmek geliyor. Ama naiflerdi, naif bitti (!) Yakışmaz böylesi onlara...
Ya işte biz böyle deriz ama zaman sanki  geri akar. İki genç, bir şemsiye, bir bisiklet ve bir buket çiçek. Yağmur eklenir kimliklerine. Heiran'ın Mahi'si de der ki:

"Sen gidiyorsun, tozlar içinde kayboluyorsun.
Ben sözümden çıkmadım, sen de sözünden çıkma.
Bu defa öyle döndün ki sonsuza kadar birlikte olacağız.
Şimdi ne zaman bir yağmur yağsa çiçekli başörtümü örtüyorum.
Kırmızı yeleğim ve o çiçekler ki sen benim için getirmiştin.
Bisikletin önünde sen oturuyorsun, arkasında ben...
Bisiklet ilerledikçe o eski günlere geri dönüyorum."


Yazdığımdan, anlattığımdan daha fazlasını bulacaksınız, emin olun.
İnşaallah hiç gitmeyecek Heiran'lar yolunuza çiçekli şeyler taktığınız bir gün çıkıversin.
Seyredin, bilmeyene seyrettin ki öğrenegörsün aşkı.