“Herkes olmaktansa, hiç olmalı insan…”


Tüm masum ve samimi hissiyatlarla avutarak yoksulluğumu, acemi bir yazgıyla sarılıyorum kaleme, kağıda, umuda ve yarına… Eylülden önceki son siyah-beyaz hüzünleri yaşıyor, adım adım yok sayılıyor ve filhakika vazgeçiliyorum kurulu düzenden, bilincindeyim. Siftahsız bir esnaf gibi düşünceliyim günlerdir. Sebebini dünyalık kayıplara bağlıyorum. Bir ipin ucunu ötekine, öteki ipin ucunu da bir diğerine bağlayıp kırmızı bir uçurtma salıveriyorum gökyüzüne. Usul usul kayıp gidiyor parmak uçlarımdan, yalpalayarak alçalıyor gibi olup elveda diyor aklı sıra. Benimle aynı kaderi paylaşmasın diye uçsuz bucaksız maviliklere armağan ediyorum onu. Uzaklaştığını anladığı vakit, ayrılığı hüzne boğuyor çocukluğumu… Ah bu rüzgâr, garip kuşlar ve ah bu benim zavallı çocukluğum… Arkası yarın kuşağının büyüttüğü annelere ve babalara seslenmek istiyorum huzurlarınızda, içimden yorgun, bitkin, ahşap bir tren geçiyor. bazen yazması oyalı güzel bir kız bazen de gözleri acılarla dolu ihtiyar bir anne gibi geçip gidiyor işte. Sözüm vuslata hasret gelincik sevdalılarına, bu diyarda yaşamak denilen şey hiçbir zaman hiçbir şekilde varlığın kanıtı değildir…

1 yorum:

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.