Tufandan Önce - Mustafa Kutlu


"Hikaye yağmurlu bir sonbahar günü başladı."

"Bugün önemli bir gün.
            Kasaba tarihinin dönüm noktası.
            Haftaya tesisin temeli atılacak.
            Kaymakamlıkta bu münasebet ile geniş bir toplantı yaıplacak.
            Tören programı saptanacak, önemli kararlar alınacak.
-Siyasi geleceğim için fevkalade ehemmiyetli bir mesele bu. Bu törende kendimi göstermeliyim. Seçimlerin eli kulağında. Atı alan Üsküdar’ı geçmeden kolları sıvamalı, diye düşündü.-Bu sefer de kuşu kaçırırsam, artık bırakmalı” diye endişelendi Şemsettin Bilen

Yıllardır belediye başkanlığı seçimlerinin değişmez ismi o. Her defasında aday olmayacağım diye niyetlense de makus tarihini bir türlü değiştiremeyenlerden. Evli, eşinin adı Şadiye, tam beş kız çocukları var (Melahat, Nebahat, Sabahat, Nezahat ve Songül). Oğlanı buluruz elbet diye ısrar etmişler, lakin nasip olmamış.

Şemsettin Bilen kasaba halkının sevdiği, saydığı biri. Hacı Attarlar'ın oğlu. Babadan kalma küçük bir attar dükkanıyla ticarete atılıp, işleri olabildiğince büyütmüş. Önemli ve yerinde adımlar atan Şemsettin Bilen, ileri görüşlülüğüyle bu günlere gelmiş iyi kalpli bir hizmet adamı.

Ancak belediye başkanlığına doymuş, niyeti meclis kapısından içeri girmek. Her seçim geldiğinde aday olmaya niyeti olmasa da meclise de bir türlü göz kırpamıyor. Halk ise her seçim vakti Şemsettin Bilen'i poh pohlayıp el üstünde tutarak "Oyum sana Bey'im" lafları ediyor.

Şemsettin Bilen iyi kalpli, samimi biri. Ancak siyaset iyi kalpli,saf insanların harcı değil bunu en başından söylemek lazım. Mustafa Kutlu da hikayenin bir yerinde, okurları için uzunca bir lider tanımı yapıyor. Kutlu'nun bu tespitleri taraflı tarafsız her okurun onayını alıyor olmalı.

"Lider kalabalıkların arasında "yalnız" bir insandır. Güler, söyler, kahkaha atar, bir çocuğu kucağına alır, bir ihtiyarın elini öper, ama bütün bunlar seramonidir. O asla bir kişiyi sevgiyle kucaklayamaz. Soğuk durmamak için sempatik olmaya kalkışır. Bunun için imaj yapanlar, danışmanlar tutar. Sürekli içten, duygulu, fedakar, çalışkan, milleti için kendini fedaya hazır bir portre çizer. Cesaret ve dürüstlük timsali hamlelerde bulunur. 

Bu işin ustaları ve acemileri vardır. 

Ustaları etrafına neşe saçar. Yine de en yakın olanlar bile ona güvenemez. Onun da kimseye "gerçekten" güvenmediğini bilirler. Siyasette en nazik konu, güven meselesidir. İnsan sürekli tetikte durmaktan, etrafını kollamaktan yorulur. Bir adım atmak için karşıdakinin adımını beklersin. İncir çekirdeği kadar bir mesele üzerine elli türlü ihtimal hesap edersin. Bazıları bunu hastalık derecesine, paranoyaya kadar götürür. Bazıları risk alır.

 Risk almak, siyasette yükselmenin şartıdır. Hani ne demişler, "Ya devlet başa, ya kuzgun leşe"

Merkezde vücut bulan bu güvensizlik dalga dalga etrafa yayılır, ta ki millete kadar. İnsanlar hem birbirlerine, hem müesseselere, giderek devlete güvenini kaybeder. 

Makus talihimizin özeti budur." 

Kutlu'nun düşünce hayatını, kaleme aldığı köşe yazılarını, yayınladığı denemelerini okuyan her okur iyi bilir ki Kutlu, düşüncelerinde toplumla köprüler kurarak, düşünce hayatını onlarla birlikte yoğurarak yazılarını kaleme alır. Öykülerinin bir solukta okunmasının nedeni hiç şüphesiz kahramanlarının çoğu kez bizlerden birilerini yansıtıyor hatta tıpkı bire bir bizleri işliyor gibi olmasındandır. Öyle ki bizler de nacizane bir okuru olarak, Mustafa Kutlu'yu yolumuzun yoldaşı olarak gördüğümüzü buradan bir kez daha belirtmek isteriz.
Hikayemizde İdris Güzel ticaretle uğraşan, çalışkan bir iş adamı. Kasabaya yapılacak olan iş hanı projesini ortaya atan, olması için gecesini gündüzüne katan İdris Güzel, b
elediye seçimlerinde güçlü adaylardan. Hakkını yememeli bu projenin hayata geçmesinde en çok çalışan isim o. Çalışkanlığının hakkını da alacaktır elbet.

Halka sürekli konuşmalar yapan adaylar yalanlarına yalanlar eklemekte, çıkarları doğrultusunda halkı kuzu yerine koyup adeta masallar anlatmaktadırlar. Açılış günü yaklaşırken, kaymakam bütün yetkilileri yanına çağırır ve son çalışmalar yapılır. Açılışta halka yemek dağıtılacaktır, tatlı içinse "halka tatlısı"  münasip görülür.

Günler birbirini kovalar ve açılış günü gelip çatar,  İş hanının işlerliği, konumu, yeri tartışıla dursun adaylar reklamlarını nasıl yapacak onun peşindedirler. Sessiz sessiz akan dere, insanların üzerindeki o masum durgunluk, havadaki boğukluk içten içe kötümser bir tablonun habercisi gibidir. Bakan ve vali bozuk köy yolunda tozdan, dumandan ter içinde kasabaya ulaşırlar. Onları büyük bir heyet ile birlikte halk, "Hoşgeldiniz Bakanım" pankartlarıyla davullu zurnalı bir şekilde karşılar. Ee ne de olsa mühim adamdır bakan, boşuna Avrupayı bırakıp da milletine hizmetkar olmaya gelmedi. Her adımı kıymetlidir onun, açılışa şeref kattı.

Tamamlanan hazırlıkların ardından, kaymakam Çetin Bey'in odasında istirahat eden bakan beraberindeki heyetle açılış yerine geçerler. Öncesinde Artist Ali türküleriyle halkı eğlendirir, keyifler yerindedir. İdris Güzel meydanda göründüğünde alkış sesi çoğalır. Anlaşılan halk Şemsettin Bilen'e bir mesaj vermekte. Protokolün gelmesiyle birlikte mikrofonun başına bayan edebiyat öğretmeni geçer. Gün seçime az bir zaman kala fırsat bekleşen siyasilerin günüdür, iş hanının faydalarından başlayarak seçilmeleri halinde bir bir yapacaklarını sıralayacaklardır ancak 
havanın gidişatından patlayacak olan hengamenin farkında olan bakanın kısa kessinler talebi siyasilerin yüzlerini düşürür.

Halka sunulan pilav üstü et, helva, ayran üstüne yenilen tatlılar ve uzun uzadıya süren konuşmaların ardından bakan kürsüye çıkar, başlayan yağmurla birlikte sözlerini kısa keser, hızlıca kurban kesimi ve temel atma merasimi gerçekleşir. Hızlanan yağmurla birlikte halk koşuşmaya başlar, çöken tribün kalabalığı endişelendirir. Şemsettin Bilen'in "-Deli Dere taşacak tepelere koşun" uyarısının ardından saniyeler içinde kıyamet kopar. Tören alanı karışır. 

Arabalar, ağaçlar, hayvanlar gelen sele karışmış gidiyorlardır, çamur yığınına bulaşmış insanlar canlarının derdine düşerler.   Tam o esnada çamurun içinde esir kalan kaymakam Çetin Bey'in çaresiz ve aynı zamanda manidar çığlığı duyulur. "Oyun bitti, oyun bitti..." Felaketin boyutu ancak dakikalar sonra anlaşılır ki geride ne halk ne protokol ne de temel diye bir şey kalmıştır.Tüm heyet üyeleri, canlarını kurtarıp çamurlara bata çıka kasabadan ayrılırlarken, tufandan önce verilen bütün vaatler de akan sel sularıyla birlikte kasabayı terk etmiştir.

Tufandan Öncesi hayatımızın içinden denk düştüğümüz arkadaşlarımızla muhabbetlerimizden, televizyondaki akşam haberlerinden, bol ulusa seslenişli sosyal medya hesaplarından takip ettiğimiz kadarıyla, fazlasıyla bilinmeye değer kılınan haliyle, bu şekildeydi. Tufandan Sonrası ise siz kıymetli okurlarını bekliyor.

Belki de şu dönemde okunabilecek en güzel Kutlu öyküsü diyebilirim, 
"Ee.. Ne denilmiş: Kuşlar da kaderle uçar. Bazan böyle olur, kaynatalar kazanır, damatlar yer." 
Sizin canınız sağ olsun...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.