Sersem Kocanın, Kurnaz Karısı - Haldun Taner



"Öyle bir tiyatro ki buram buram biz koksun, hem de çağa uygun olsun..." 

Bu sözlerle başlar serüven... Moliere'nin oyununu çalışan Tomas Fasülyeciyan ve üstadı Küçük İsmail Efendi arasında anlaşmazlıklarla sürüp gider...

Haldun Taner'in yazdığı bu oyun Türk Tiyatrosu'nun kimlik arayışını anlatan gerçek ve komedinin iç içe geçtiği "oyun içinde oyun" kurgusuyla tiyatromuzun en iyi örneklerinden biridir."

-
Yazar: Haldun Taner
Yönetmen: Nur Subaşı
Oyuncular: Murat Karasu, Mehlika Balkan,
Saydam Yeniay, Rüyam Dirin, Ali Fuat Çimen,
Filiz Kılıç, Şamil Kafkas, Nurettin Özşuca,
Ediz Akşehir, Orkun Gülşen, Ergun Akvuran,
Necmettin Amaç, Ferdi Atuner
-
Epeydir tiyatro izlemediğim için, önüme gelen fırsatları değerlendirmede biraz aceleci davranıyorum. Malumunuz çalışan biri için, kültürel aktivitelere katılım göstermek o kadar da kolay olmuyor. Gelen fırsatları da değerlendirmeden edemiyoruz. Bu yazımızda Haldun Taner’in yazmış olduğu, Nur Subaşı’nın yönettiği, CKSM'de sergilenen “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” oyununa dilimiz döndüğünce değineceğiz.

Bu oyunun çeşitli varyantları mevcut. Başka başka tiyatrolarda oynandığını biliyorum. Onun için düşüncelerim, genel bağlamda değil, Nur Subaşı tiyatrosunu kapsamaktadır.

Oyunculukla başlayalım. Sayısız defa sahnelenmiş bir oyuna, kısıtlı bir tiyatro zevki olan şahsım; olumsuz bir görüş belirtmeyecek. Ancak kısıtlı bilgimin olması, bazı şeylerin işleyişi hakkında yorum yapabilmeme mani bir durum oluşturmasa gerek. Onun için olumlu anlamda fikirlerimi paylaşmak isterim. Evvela favori karakterimi belirtmek isterim. Şüphesiz ki karakterin ağırlığıyla da de alakalı bir durum ama, uyandırdığı tesir bakımından Murat Karasu’nun canlandırdığı Tomas Fasulyeciyan'dır. Ben de inanılmaz bir etki yarattığını söyleyebilirim. Belki şu tiradın etkileyiciliğindendir:
  
Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır, yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır. Bir zaman sonra da unutulur gider. Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız.
Görooorum, hepiniz gardoroba koşmaya hazırlanıorsunuz. Birazdan teatro bomboş kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelere takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hıranuşla Virginia’nın bir dialogu eski kostümlerden birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde sahneye dökülürler. Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır… Perde !” 

Aşağıdaki videodan da bu tiradın kuvvetini hissedebilirsiniz. (Farklı bir varyantından alınmıştır.)



Bu tirat, gerçekten de bir tiyatrocu olan Tomas Fasulyeciyan’a ait. Hatta bizzat Fasulyeciyan’ın hayatından söz ediliyor desek yanlışa düşmeyiz. Yani hayali bir karakterden bahsetmiyoruz.
Bknz:  https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Tomas_Fasulyeciyan




Sahne, kostüm, perde vs. Bir çok detay üzerine konuşulabilecek bir oyundu. Ancak bu yazının çıkış noktası, sanatsal açıdan bir yorum getirmek değildi. Oyundan hareketle şahsımda uyandırdığı bir kaç hissiyatı paylaşmaktı.

Sersem Kocanın, Kurnaz Karısı'nın tiyatro içinde bir tiyatro olduğunu söyleyebiliriz. Oyuncuların hepsi Ahmet Vefik Paşa'nın Bursa valiliği yaptığı dönemlerde yaşıyor. Kısıtlı imkanlarla oyunlar çıkarmak isteyen bu ekibin yolu, tiyatro sevdalısı Vefik Paşa'yla kesişiyor. Tiyatro'ya ciddi hizmetleri olan, Vefik Paşa'nın da teşvikiyle "Sersem Kocanın, Kurnaz Karısı" adlı oyunu sergilemeye çalışıyorlar. 

Oyun, insanda bir çok hissiyat uyandırıyor. Kimisi komedi diyecektir, İbiş gibi. Kimisi de Tragedya diyecektir Fasülyeciyan gibi. Ben de bir izleyici olarak, memleketin ahvali diyeceğimdir. Vefik Paşa'nın tiyatroya muhabbeti diyeceğimdir. O günün tiyatro perspektifi diyeceğimdir. Vel-hasıl bir çok duyguya seslenebilen bir oyun olduğu için türlü tespitler yapılabilir.

Genele hitap edebilecek kuvvette olmasa da ince detaylar vardı. Vefik Paşa'nın Moliere takıntısı misal. Beni yeterince güldürdüğünü söyleyebilirim. Onun dışında, önümüzde sanki canlı bir tarih sergileniyor gibiydi. Paşalar. Devlet politikaları. Müzikler. Söylemler.

Oyunun üslubu, dönemi yansıtması itibariyle biraz ağdalıydı. Osmanlıca litaratür fazlaydı. Seyircilerin bazı şeyleri anlamlandırabilmesi güç olsa da az çok Osmanlıca bilen biri olarak, kelime oyunlarından ve dönen muhabbetlerden zevk duyduğumu söyleyebilirim. Aradan geçen bir haftaya rağmen, oyunun zihnimde hala canlı olabilmesi bunun kanıtıdır.

Oldukça derin bir oyundu. Tiyatroya muhabbetimi artıran bir oyundu. Haldun Taner'e, Fasülyeciyan'a, Vefik Paşa'ya ve tüm oyun ekibine sevgiler efendim.

Var olsunlar.  


erdi demir - 12:38


1 Yorum - Yorumlar

EMİNE ÖZTÜRK dedi ki...

sahne harika görünüyor. o atmosferi yaşamayı çok isterdim doğrusu... :)

Yorum Gönder

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.

Sersem Kocanın, Kurnaz Karısı - Haldun Taner