Bir Gökten Diriliş Meselesi: Sezai Karakoç “Masal”


Doğu ki babadır; kadim medeniyetiyle, inancının sancaktarlık yaptığı yoluyla, şiiriyle, sözüyle, ilmiyle, karar membaı kalp olan hükümdarlıklarıyla ve nihayet insanın başladığı, “ol!” denildiğinde olduğu yerdir. Yıllarını ilme, anlamaya, hoşgörüyle şehirlerden önce gönülleri fethetmeye, daima bir adım ötesine götüren kararlara mühür kondurmaya vermiş bir babadır. Burada baba metaforunun kullanılmasının yegâne sebeplerinden biri kuşkusuz tecrübe, yol gösterme ve saygı duyma gibi temelleri bünyesinde hilkatten bulundurmasından ötürüdür. Babalarımızın önünde saygıyla eğilir, ellerini öper ve alnımıza koyarız. Öyle ki zamanında insanlar babalarından yüksek bir yerde oturmazlarmış. Edep ala edep. Fakat burada bahsi geçen baba, kendisini başımızın üstüne alıp daha yüksek yerlerde oturmamız adeta haykırılan Doğu’dur. Kültürümüzde babanın yeri, kırgın bir dağ ile eşdeğerdir. Doğu’nun hali günümüze uzanan haliyle malumumuzdur. Şair de söylemiştir:

“Babalarımız alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.”

Şiirin en dikkat çekici bir diğer unsuru olan yedi oğul İkinci Yeni şairlerinin kendinden önceki döneme eleştiri, o gününe ders, yarınına nasihat ve adeta anı defteri niteliğindeki üslubunu da yanına katarak düşünceye dökmesi akabinde sembolleşmiş basmakalıp tiplerini temsil eder. Dönemin Batı’ya karışanlarına, kaybolanlarına, kendini unutanlarına, yitip gidenlerine can veren altı oğul aynı sonun kahramanları olmuşlardır. Zannediyoruz ki nazarımızı çevirmemiz gereken yer, kendini tekrarlayan ve hazin hayatların sahipleri olmuş bu oğullar değildir. Zira kimi bir kızın edasına, kimi gecelerin büyüsüne, kimisi baştan aşağı gömlek değiştirmesiyle babalarını kahırdan öldürecek raddeye getiren, deyim yerindeyse hayırsız evlatlardır. Söz hayırdan açılmalıdır ve aradığımız hayrı nihayet şairin uzunca yer verdiği yedinci oğulda buluruz. Burada yedi oğul olması, yedinci oğlun hayırlı evlat mahiyetinde seçilmesi de oldukça manidardır. Yedi kat gök, cennetin yedi tabakası, yedi kapı, yediler, yedi güzel adam… Bunlara topyekûn temas etmek gibi bir niyet edinirsek getirdiği derinlik hasebiyle konuyu diri tutmak endişesiyle şimdilik yedideki kutsanmış ve ışıklı manayı bir ucundan anlamak bize ziyadesiyle yetecektir.

Ve yedinci oğul; babanın biricik yâd edicisi, Doğu’nun vefakâr oğlu, ağabeylerinin kara suretlerinin aksine bin ton ak taşıyan evlat… O da yolunu Batı’ya düşürür, bakar ki adeta bir kan emici edasıyla ruh pazarına itilip durur; metropollerin meydanlarını kazar bedenine hapis, ruhuna sonsuz özgürlük narası ile. Adeta der ki: “Burada, hep yanınızda, yörenizde olacağım, attığınız her adımdan haberim olacak ama gömdüğüm bedenimdir, ruhum toprakla kanatlanıp göğünü buldu. Babamın bıraktığı yerden sözün devamını getireceğim. Böylece başım –en ufak bir mecaz yoktur- göğe erecek.”
Batı’ya gidilmez değil, gidilir; örneğin şiirdeki bedeni gömmek hadisesinde maddi bir durum söz konusudur. Yani madde gidecektir, beden orda olacak, göz görecek, akıl anlayacaktır. Batı’ya belki de en çok yakışan şey de maddedir. Fakat söz konusu ruh ise, göklerden geldiği yerleri selamlayacaktır. Aldığı maddeyi ruhuna katacaktır. Yedinci oğlun gayesi ve meydanlarda yaptığı bunun ta kendisidir. Diğer altı oğul gibi ruhlarını gömen ve bedenleriyle orada kalanlardan olmamasıyla yedi olmuştur.


Şairlerin Evliyası olarak anılmasının sebebi olarak göstermemizin yeteceği Masal’ında Karakoç, yedinci oğlu şiirinde gömmüş ve hala dirilmesini umutla beklemektedir. Fakat aynı zamanda umutsuzluğunu, endişesini, şiirine verdiği isimden de sezmek mümkündür. Bu bir masaldır, yedinci oğul da zaten kayıptır. Yediler, yedi güzel adamlar göçüp gitmiştir. Yedi göğü görmeyi bırakın bakmaya kimsenin takati yoktur, cennetin yedi tabakası kimsenin aklına gelmemiştir. O yedi kapıya hiç varmamışızdır ki açılsın. Açılsın da cümle âlem izleyedursun bir gök nasıl diriliyormuş. Sormak isterdik şiiri için ki bu nasıl bir iç çekiştir?

"Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur." (Şuara, 81)

Anlamı ne tevafuktur ki “şairler” olan suredeki bu ve birçok ayetin bize fısıldadığı diriliş, yedinci oğlun bedenini gömüp kaybetmek istemediği ruhunun göklere kulak kesilmesiyle olacaktır. Bu bir masaldır. Bir diriliş masalıdır. Necip Fazıl Kısakürek’in Büyük Doğu, Mehmet Akif Ersoy’un Asım’ın Nesli diyerek işaret ettiği davadır. Bu şiirin adı Masal’dır. Fakat Doğu’da öyle masallar vardır ki, gerçekler bile onlardan ilham almıştır ve alacaktır.

Dirilişi, yediyi ve göğü bize unutturmayan
Kıymetli Sezai Karakoç’a şiirleri harfince minnetle,
Yedinci oğlun bitmeyen ümidiyle sonsuz dua ve teşekkür…


Rahime Kasım - 01:48


0 Yorum:

Yorum Gönder

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.

Bir Gökten Diriliş Meselesi: Sezai Karakoç “Masal”