Sadettin Ökten - "Medeniyet Tasavvurumuz" Söyleşisi


Sadettin Ökten ismini evvelce işitmiştim. Medeniyet nâmına, mimari nâmına çalışmalarını denk geldikçe takip ediyordum. Ancak daha yakından tanımak isteyecek kadar aşinalığım yoktu. Son olarak ismini, CKSM'nin Mart ayı etkinlik takviminde görünce, 29 Mart Salı günü, saat: 19.30'da, soluğu CKSM'de aldık. Bir nebze olsun fikriyatından nasiplenebildik.

Öncelikle şunu belirteyim, hocamız oldukça geniş bir perspektif taşıyor. Program boyunca neyi anlattığından öte, olaylara bakış açısına odaklanabildik. Çok derin bir düşüncesi dünyası; medeniyetten, moderne uzanan akademik birikimi, zengin lisanı ve meseleler arasında kurduğu bağlantılar ile tam bir münevver. Meth etmeye kalksak, epey zamanımızı alacağından, "medeniyet" bahsine dair bizlere sunduğu kimi noktaları aktaracağım. Paylaşacağım notlar, anlık olarak defterime kaydedildiği için kimi noktalarda zayıf bağlantılar sunabilir. Sebebi de hocamızı canlı olarak dinlemenin verdiği hazza kapılıp, not alma işinin ucunu kaçırmamızdır.

Söyleşi, "Medeniyet-Şehir" bahsiyle başladı. 

Bu bahsi üçe böldü: Fiziki yapı - Şehrin dokusu - Şehrin üslubu.

Fiziki yapı konusunda şunları kaydettim:
Siluet: Bir şehrin, uzak bir tepeden izlenimidir. Yani tam olarak, ufuk çizgisiyle, şehrin buluştuğu o müthiş noktadır. 
Dokusu için ise, Bir kumaşa dokunurken hissettiğimiz o yumuşaklık-sertlik vb. duyguların, şehir yaşantısındaki mekaniğe tezahurudur. 
Üslub için ise, şehrin ve şehrin insanlarının taşıdığı ortak biçimsel özelliklerdir. Yerleşik bir üslup mudur? Dağınık mıdır? gibi. Binaların giydirilişi, duruşu gibi diğer biçimsel özellikler. Yükseklik-alçaklık, büyük bir alanda mı yapılanılmış, dar bir alandamı.. gibi kimi durumları da ifade etti.

Her olgunun bir taşıma kapasitesinin olduğunu aktardı. Bu taşınabilirliğe göre, maddi yahut manevi bir takım durumlar oluşturduğunu söyledi. Maddi bir sıkıntı olarak, trafik problemi. Manevi anlamda da insan psikolojisi.

Bir dikkat edilesi başlık: Şehir bir kompozisyon sunuyor mu?

Hiyerarşik düzen konuşulduğunda da bunu üçe böldü. "Bu üç bölüm de işin merkezine saygılıdır." diye de bir ekleme yaptı.
Hiyerarşi üç düzlemde: Üniform şehir yapısı / Monofonik şehir yapısı / Kaotik şehir yapısı.

Bir antr-parantez: "Bilinçli tercihler olmazsa, taklit içeren tercihler olur." dedi. Bunların ikisi de içgüdüsel değildir. 

Bu noktadan sonra, bir kaç bağlantısız notumu paylaşacağım:

İmkanı olan toplumlar, iyi şehirler yapamayabilir. Bu görgü meseledir.
Yahya Kemal Beyatlı'dan dem vurdu. Koca Mustafa Paşa şiirine bir parantez açtı. Medeniyet-Şehir bağlamında bir parantezdi. Bu bağlantıdan sonra, şunu kaydetmişim. Hocamız, Yahya Kemal şiirini Van Gogh resmine benzetti. Van Gogh, her bir fırça darbesinde bir ileti verir. Yahya Kemal de öyledir, dedi.

Şehrin en büyük ögesi, şehirlilerdir.
Her eylem, bir kimliği ifade eder.
İnsan yaklaşımı şehrin inşasında elzemdir. Zerafet, estetik, irfan. İnsanın, inşaya sunabileceği değerlerdir.
 Hayata mekanlar üzerinden bakarız.
Dirilen mekan algısı, nesilden nesile ilerler. Kompozisyon halini alır.
Sevmek-sevmemek önemsiz. Her konuyu kendi realitesine göre değerlendirmeli. 
Eski binalara yeni fonksiyonlar vermeli. 
İstanbul medeniyet tasavvurları şunlar olmuştur: İstanbul-Rum koloni tasavvuru-Roma-Bizans tasavvuru - Osmanlı, İslam tasavvuru. Son olarak yoz bir Amerikan şehri küçük Newyork tasavvuru. Rasyonel ve tüketim odaklı. 
Neye göre yaşıyorsak, ona göre kurarız şehirleri. İmkan nispetinde tamirat-tadilat yapabiliriz.
Mekan şahsiyettir. 
İnşa, ahlaki bir meseledir.
Su, plastiğe mahkum edilmiştir. (İşlev-Simge düzleminde) 
Newyork kendi kabullerine göre, mükemmel bir şehirdir.
Bütünlük, çelişkisizlik demektir.
Bazı sorulara donanım cevap veremez. Medeniyet tasavvuru cevap verir. Mesela evrensel bir mesele olan: "Ölecek miyiz?" sorusu gibi.
Her medeniyet tasavvuru farklı vicdan yapıları taşır.
Medeniyet dışı tasavvur, bizi ürkütür. Ürkersek karşı çıkarız. Gökdelenler ise sessizce fısıldar. Karşı çıkmamaya başlarız ve ürkmeden teslim oluruz. 
Yeni bir medeniyet yorumu geliştirmelidir. Gerekirse tüm gökdelenleri yıkmalıyız. Ben buna evet derim.
Programdan farklı hissiyatlarla, düşüncelerle ayrıldım. Üzerinden geçen zaman müddetince, bugün bile bazı cümleleri tartışıyor oluyorum. Derin bir sorgulama serüveninin içerisine giriyorum.

Toplum olarak, sorunları tanımlamada muktediriz. Ancak "Bunca probleme çözüm olarak ne sunabiliriz?" sorusuna da cevap vermekten uzak kaçarız. Acaba çözüm adına ne sunuyoruz.


erdi demir - 13:16


0 Yorum:

Yorum Gönder

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.

Sadettin Ökten - "Medeniyet Tasavvurumuz" Söyleşisi