Maviliği Unuturken

       

Sabah oldu. Gözünü; iklimin vaat ettiği neşeye vakıf olan masmavi bir kelebeğin, küçük ve ince kanatlarının titreşimi nispetinde hafifçe araladın. Gözlerinin birkaç inişli çıkışlı ve ahenkli kıpırdamalarıyla, bir bağ evinin tahta pervazlarından sızan ışığını tanımlamaya çalıştın. Kısa süreli bir şaşkınlıkla, bu ışıltıya gözlerini aralayarak karşılık verdin.

Karşıtlıklar, yer kürenin var oluşuyla endamını gösterdi. Bu endama; esvab olan her bir zerreye, küre-i arz içinde yaşama hakkı tanındı. Her bir canlıya, nasipli birkaç toprak parçası bahşedildi. Dünyanın bütün zamanlarında, toprağına muhabbet duyan bin bir çiçek tohumu serpildi. Çiçekler, büyüdü. Ayaklarını gördü. Adımlarını keşfetti. Ve peşi sıra yolculuk nedir onu öğrendi. Bir gün çıktı yolculuğa. Başını kaldırmayı öğrendi. Her taraf, gök. Gök. Gök. Oradaydı ve masmavi bir gerçeklik hissiyatı barındırıyordu.

O tılsımlı göğün laciverdi, belki aşklarının en hazin musikisiydi. Yahut maviliği, ayrılıklarının en yorgun uyanışıydı ve insanlar ona aldanmak için sırada bekliyordu. Sırada olanlardan biri de sendin. Bu müthiş aldanışa muvaffak olmaya hak kazandın. Ve akabinde Aldanmaya karar verdin. Ama ne aldanış… Bazı günler orada olup olmadığı düşünmedin bile. Yukarıda kristal bir fanus gibi durdu ömrünce. Sen onu unuttun. İşte burada aldandın. Belki de bu aldanış; seni rönesanstan habersiz, yaptığı gecekonduda estetik bir duyarlılık arayan,  bir Ortaçağ Çingenesi gibi gösterdi. Bilmedin.

Bir Çingeneydin, bir Frenktin yahut bir Afrika kabilesinde doğmuştun. Hiçbiri küre üzerindeki adımlarına tesir edebilecek, karanlığı yırtabilecek kadar bile ışık kaynağı sağlamıyordu. Sen belki habersizdin. Yolculukların belki tenini acıtmıştı. Hengâmenin içerisinde bir kuş gibiydin. Ve içinden geçen mısra da ancak şu olabilirdi: “Bilmem ki kuşlar bu hengâmenin neresine uçar.” Bu gibi nice hissiyatlarla defalarca sorgulamalar yaptın. Akledemedin. Daha çok sorguladın. Akledemedin. Karşılığında kâinat kitabında bir sorunun muhatabı oldun: “akletmez misiniz?” Tabiri malumdur, lakin bu hikmetli sualin bir sarsma payı olmalıydı ve koca bir ömrü kendince yapay akıllar kurgulayarak; neyi, nasıl akledebileceğini düşünerek geçirmeliydin. Hayat, Âdemoğullarının detaylandırmalarıyla zaten keşmekeş bir halde idi. Mesela, basit bir mantığı olabilecek herhangi bir konuda bile bir mesele arıyordunuz. Velhasıl ne mümkün bulamıyordunuz.  Yanlışlarınızla, teslimiyet esvabını eyninize kabul eylemiştiniz. İşte bu süre zarfı, güdük fikriyatınız için en karanlık vakitlerdi.

Yıllar geçti, gözünüz körleşti. Kalbiniz kuytu. Zihniniz tenha. Elleriniz bereketsiz. Nefesiniz kuru güller. Ümidinizi yitirdiğiniz bir anda, hikmetli bir derviş çıkageldi. Gecelerce Nur-u siyaha ağlamanızı ve sadece siyaha bağlanmanızı telkin etti. Kuru kalbiniz, dostun sıcak nefesiyle baharlara erişti. İmanınızı önünüze koydunuz ve önünüzde ne var ise şah-ı damarınıza mihnet eylediniz. Zorlandınız. Kolay olmadı. Ancak hala bir şeyler eksikti. Düşmanca bir nazar takındınız, basiretsizliğinize. Ayağa kalktınız ve sükûnetle yürüdünüz. Günlerce aç, susuz ve bolca tevbeli yürüdünüz. Çok ilerde bir ışık huzmesi gördünüz. Yürümeye devam ettiniz. Yükünüzdendir ki epeyce yoruldunuz. Yolculuğun başında bilmeden sırtınıza bağladınız her şeyi teker teker fark ettiniz. Her adımın ardından birer günah bıraktınız. Hırslarınızı attınız evvela. Yürüdünüz. Şehvetinizi attınız. Yürüdünüz. Arzularınızı attınız sonra. Omuzlarınız dikleşti. Yürüdünüz. Son bir ağırlık vardı. Elinizi ona attınız. Çekiştirmeye başladınız. Çektikçe canınız acıdı. Çektikçe kanınız aktı. Etiniz parçalandı. Daha çok çektiniz. Bir yandan da aydınlığa ermekteydiniz. Üç adım kalmıştı. Dizlerinize çöktünüz. Süründünüz. Son bir hareketle çektiniz sırtınızdan nefsinizi. Kapkara bir parça düştü ellerinize. Hafiflediniz. Ferahladınız. Işık sizin oldu. Işığa eriştiniz. Bir yolculuktu bitti. Hakikate eriştiniz. Ancak aklınıza o manzara geldi. Gökyüzü masmavi. Kristal bir fanus. Aylar tüketip, eriştiğiniz o aydınlık, yolculuğun ilk anından itibaren başınızın hemen üstündeydi. Ve yol müddetince başınızla yapacağınız tek bir harekete bakardı. Bilmediniz. Daha önemlisi görmediniz. 

Osmangazi Belediyesi, "Ahmet Hamdi Tanpınar" Deneme Yarışmasından - 2016