Ayaşlı İle Kiracıları - Memduh Şevket Esendal


Kitabın adı: Ayaşlı İle Kiracıları

Yazarı: Memduh Şevket Esendal
Yayın: Bilgi YayınlarıYayınlanma yılı: 1934
Sayfa Sayısı: 256
Tür: Roman

Ayaşlı ile Kiracıları romanı, usta kalem Memduh Şevket Esendal'ın ilk romanı. Bu roman, dönemin gazetelerinden, Vakit gazetesinde kısım kısım tefrika ediliyor. 1934 yılında ise kitap formunu alıyor. Ayrıca yazarımız, bu kitapla 1942 yılında CHP roman ödüllerinde 5. oluyor.

Memduh Şevket Esendal

Memduh Şevket, 1883 yılında Çorlu'da doğuyor. Savaş ortamından ve çeşitli karışıklıklardan ötürü düzenli eğitim alamıyor. Dolayısıyla bir takım şeyleri, kendi gayretleriyle halletmeye çalışıyor. Bu süre zarfında 3 lisan öğreniyor. Arapça, Farsça ve Fransızca... Bu lisanlar, en başında da Fransızca, yeni yeni gelişmekte olan batı etkisindeki Türk Edebiyatında şüphesiz ki isminin etkisini artırmıştır..

Kendisi, yazarlığın yanında bürokratlık da yapıyor. Tahran, Kabil ve Bakü'de görevler veriliyor. 4 dönem CHP'den milletvekilliği yapıyor. Hatta 1941-45 arası partinin genel sekreterliğine kadar yükseliyor. Aynı zamanda İttihad ve Terakki bünyesinde de faaliyetleri bulunuyor. Bu faaliyetler, çalışmalarını incelerken, edebiyatçı kişiliğinin yanında, siyasi yönünü de parantezin içerisinde tutmayı gerektiriyor. Çünkü iki yönlü bir yazarımızdır. Tıpkı Tanzimat Dönemi aydınları gibi.

1945’ten itibaren siyasetten uzaklaşarak edebiyatla ilgilenmeye başlıyor. Önceden yazdığı öyküleri derlerken, bir yandan da öykü yazmayı aralıksız sürdürüyor. Öyküleri dönemin dergilerinden, Ulus, Ülkü, Hisar, Sanat ve Edebiyat, Seçilmiş Hikayeler, Pazar Postası ve Türk Dili gibi dergilerde yayınlanıyor.  Edebiyatımızda, "Çehov" (durum öykücülüğü) olarak bilinen yazma üslubunun da temsilcilerindendir.  224 adet öyküsü bulunmaktadır ve bunlardan en öne çıkan, bu yazının da konusu oluşturan "Ayaşlı ile Kiracıları" kitabıdır. Yazarımız 1952 yılında hayatını kaybediyor.


Ayaşlı İle Kiracıları

Hikaye, 9 odalı bir apartman dairesinde geçiyor. Bu apartman dairesini, Ayaşlı İbrahim adında birisi işletiyor. Devletten dönemlik olarak aldığı bu daireyi, çeşitli kişilere, oda oda kiralıyor. Kiracıları ise kumarbazlardan, gizli saklı işler çeviren tiplerden ve devlet memurlarından oluşuyor..

9 farklı daire, 9 farklı hikaye... Olayın başkahramanı, "Anlatıcı". Anlatıcı, tesadüfi bir şekilde bu odalardan birisini tutuyor. Sonrasında ise türlü türlü olayların, Anlatıcının hayatına olan etkilerini okuyoruz tüm kitap boyunca. Tabi sadece anlatıcı merkezli değil olaylar. Karakterlerin birbirleri arasındaki etkileşimlerden de söz ediliyor. Romanımızın kahramanının bir ismi yok. Biz onu "Anlatıcı" olarak anacağız. Tüm olaylara bu kadar vakıf bir kahramanın nasıl bir ismi olmaz diye düşünüyorsunuz ister istemez.  Ancak bu hikayenin bir yaşam öyküsü olduğunu ilerleyen sayfalardan (sf.64) fark ediyorsunuz. Ancak kurgusal.

Bu hikayenin en ilgi çekici noktası, sanırım ki barındırdığı konudur. Seçilen konunun okur nezdinde ilgi görmesinin sebebi, 9 farklı odanın bir apartman dairesinde nasıl bir etkileşim kuracağıdır. En azından ben, hikayenin ilginçliğine tav oldum.

Mekan, hikayenin büyük bir kısmında tek bir yer olarak aktarılmış. Bir apartman dairesi. İlerleyen kısımlarda ise mekanlar çeşitleniyor. Ancak mekan tasvirleri yok denecek kadar az. Nerede olduğunuzu pek hissettiremiyor. Yazarımız daha çok kişi tasvirlerine önem vermiş durumda. Her karakterin, fiziksel anlamda özelliklerinden bahsediyor. Ancak bu tasvirler de kafada bir profil oluşturma adına yeterlilik göstermiyor. Mesela "Turan Hanım" karakterinin, neye benzediğine dair bir fikir oluşturamıyorsunuz. Bunu da Memduh Şevket'in şunu düşünerek yaptığına inanıyorum. "Profillerden öte, yaşanmışlıklara odaklanın." fikridir.

Memduh Şevket, zamansal açıdan, net tarihler yerine, "sabah", "akşam", "kış" gibi dar kalıpları kullanıyor. Bu da yine, hikayenin özünü hissettiren bir uygulama. Bu tarz detaylar "
maupassant" tarzının olmazsa olmazı kabul edildiği için, roman adına bir kusur sayamayız. Çehov tarzı öykücülükte, mekanlar, zamanlar, ikincil kıymette mevzulardır. Bu kitapta da Çehov'un alametlerini alenen hissedebiliyorsunuz.


Yazarımızın üslubu son derece yalın. Gereksiz detaylarla ilgilenmez. Ayrıca "kahraman" ve "gözlemci" bakış açılarıyla romanı işler. Gereksiz düşüncelere yer yoktur. Hassas bir terazi ve bu terazide dengesizlik oluşturabilecek hiçbir fazlalık yok.

Romandaki karakterleri tanımak adına, kısa kısa en belirgin özelliklerini aktarmak isterim. O zaman 9 odanın büyüsünü, ilgi çekiciliğini hissedebileceğimize inanıyorum.

Ayaşlı İbrahim: Odaları kiralayan kişi. Parayı sever. Şefkatle, anlayışı; para gözlülük ve uyanıklıkla harmanlayan özgün bir karakter. Gençlik yıllarında devlete asilik ettiğini biliyoruz. İlerleyen yaşlarda, apartmanda kumar oynatmış ve randevu evi işletmiştir.

Anlatıcı: Tabiri caizse, gönlü serseri bir mayın gibidir. En ufak ilgide, göğsünde bir kıpırtı hisseder. Yalnızlık ve yılgınlık, kahramanımızın gönlüne yön veren en büyük etkendir. Banka memurudur. Etrafında sevilir. Saygın bir isimdir. İş bilir bir insandır.

Fahri (Doktor): Anlatıcımızın en samimi dostu. Hatırşinas, sevecen ve daima kötü gün dostudur. Anlatıcıyı evlendirebilmek gibi bir heves taşır. Kendisiyle barışık olmayan bir karakterdir. Kararlılık problemi vardır. 
(Apartmanda yaşamamaktadır.)

Turan Hanım / Haki Bey: Turan Hanım'ın, eşi
 Haki Bey'e pek hürmeti yoktur. Hovarda yapıdadır. Apartmanın kumarbazıdır. Kumarı eğlenceden çok, para kazanma maksatlı oynatır. Bu işte büyük bir kâr görmektedir. Apartmandan ayrıldıktan sonra, kendine yeni bir ev açar ve oynatmaya devam eder. Turan, aynı zamanda anlatıcımızla münasebetler yaşamıştır. Bunun dışında apartman yaşantısına büyük tesirleri de vardır. Genel huzuru bozacak, insanların hayatlarını mahvedecektir. Haki Bey ise geniş bir adamdır. Eşine müdahalesi yoktur. İşten geç gelir, yatar uyur. İşe ve eğlenceye aynı oranda düşkündür.

Hasan BeySelime: Hasan Bey, anlatıcının hemşehrisidir. Ticaretle uğraşır. Siyaset konuşmayı, münakaşayı sever. Alkoliktir. Bunun dışında aykırılıkları pek yoktur. Apartmanın akl-ı selimlerindendir. Selime ise, Hasan Bey öldükten sonra, hikayeye dahil olur. (Kitabın son bölümlerinde karşımıza çıkar.) Anlatıcımız, finalde bu kıza gönlünü kaptırır ve onunla evlenir. Hikayenin sonunu tatlıya bağlayan karakterdir.

Faika / Makbule / Faik: Faika, Makbule karakterinin kızıdır. Fuat karakterinin kocasıdır. Ayaşlı İbrahim'in de üvey kızıdır. İbrahim'in bakımıyla ilgilenir. Hayatından şikayetçidir. Hayırsız bir kocası vardır. Daima mahzundur.
Fuat şoförlükte uğraşır. Düzenbaz, ilgisiz adamın tekidir. Faika'nın hayatını berbat eder. Makbule ise, Ayaşlı'nın eşidir. Ayaşlı adına randevu evi işletir.

Abdülkerim / İffet ve Çocukları: Abdülkerim ticaretle uğraşır. Umursamaz, sorumsuz bir adamdır. Karısı İffet, bu huyundan rahatsız olmaktadır. Ancak Abdülkerim, olağan yaşantısına devam eder. İffet ise başlarda normal bir kişilik iken, zamanla Turan Hanım'ın yanına gide gele bozulur. Hatta onun yerine kumar oynatmaya başlar. Ancak başarılı olamaz. Çocuğundan nefret eder. Ağlamasından nefret eder. Gece gündüz eğlencededir. Birisiyle olan münasebetinden ötürü hastalık geçerir ve ölür. 

Şefik Bey: Tercümandır. Kumarı ve kârlı işleri sever. Aynı zamanda kaybetmekten korkar. Eli sıkı biridir. Ancak İskender'e çok para kaptırmıştır. Korkak da bir karakterdir. Halide'den dayak yemekten ürker.

İskender Bey: Fabrikatör olarak bilinir. Rusya'da eğitim görmüştür. Eğlenceye, alkole ve kumara düşkünlüğü vardır. Uyuşturucu işleri yüzünden tutuklanmıştır.

Rasim: Halide'yi hamile bırakan genç banka memurudur. (Apartmanda yaşamamaktadır.)

Hüseyin Bey: Vanlı bir çiftçidir. Memleketinde haksızlığa uğramıştır. Bu haksızlığı, imkan buldukça her yerde anlatmayı sever. Zeki ve bilgili biridir.


Süsen: Turan Hanım'ın dostlarından bir tanesi.  (Apartmanda yaşamamaktadır.)


Berin: Süsen'le kardeş çocuklarıdır. Turan Hanım'la arkadaştır. Resim sanatıyla ilgilenir. 
(Apartmanda yaşamamaktadır.)


Cavide: Turan, Süsen ve Berin'le ortak arkadaşlığı vardır. Çalışmayı sevmez. Gözü açık bir karakterdir. Zengin bir koca hayali kurar. Bu konuda da anlatıcıdan yardım ister. Anlatıcımız, bu karaktere kısmen meyillidir. (Apartmanda yaşamamaktadır.)

Hizmetçiler:

Halide: Hasta ve çaresiz bir hizmetçidir. Konuşması pazarlıksızdır. Ağzına ne gelirse söyleyiverir. Rasim adında bir adamdan gayr-i meşru çocuk doğurmak üzeredir. Ancak çocuğu düşürmeye çalışmaktadır. Anlatıcının anlaşabildiği karakterlerdendir.

Raife: Hizmetçiler arasında en cahil olanıdır. Anlatıcıdan sürekli yardım dilenmektedir. Laf taşır. İkiyüzlü ve açgözlü bir kadındır. Anlatıcı ondan ve çocuklarından rahatsızlık duyar.

Ziynet: Diğer hizmetçilere nazaran daha bakımlıdır. Parayı seven, dedikoduyu seven, işbilir bir hizmetçidir. Konuşkandır ve her şeyden haberi olan biridir.

Bu isimler, doğrudan apartmanda oturanlar ve onlarla etkileşimi olanlardan oluşuyor. Kitapta 20-25 arası bir karakter mevcut. Bu hacimdeki bir yapıt için, kalabalık bir kadro olduğu görülüyor. Bu kadar kalabalık bir kadroyla nasıl başa çıkabilmiş diye de düşündürüyor. Ancak etkileşimler, o denli titiz ve yerinde planlanmış ki hiçbir karaktere gereksiz karakter diyemiyorsunuz. Bu da Memduh Şevket'in ustalığını gösterir.

Yazının devamında, bu karakter kalabalıklığını bir tabloyla anlatmaya çalıştım. Karakterlerin "Gönül bağı","Ticari ortaklık", "Kiracılık", "Akrabalık", Arkadaşlık" ve "Kumar ortaklığı" ilişkileri bakımından ele aldım. Ancak bu tabloya dair bazı uyarılarda bulunmak isterim. Bazı karakterler, romanın bütününde "Gönül bağı" kategorisinde varlık göstermiştir. Bunun sonucunda da evlenmiştir. Biz bunu "Akrabalık" olarak değil de "Gönül bağı" olarak ele aldık. Çünkü romanda öne çıktığı kategoriye sadık kalmaya çalıştık. Örn. Anlatıcı ile Selime ve Fahri ile Melek, evli olmalarına rağmen "Gönül bağı" kategorisindedir. Fuat ile Faika, Haki ile Turhan. İffet ile Abdülkerim ise "Akrabalık" kategorisi altında ele alınmıştır. Çünkü tek bağları, resmen evlenmiş olmalarıdır. Aşk yaşamış değillerdir.

Diğer bir ayrım ise şöyle: Çift renkliler; mor-turuncu ve siyah-mavi gibi. Bu renkler ise karakterlerin iki farklı etkileşimsel bağla bağlandıklarını ifade eder. Mesela Hem kumar, hem iş ortaklığı olanlar "mor turuncu". Hem kiracı, hem arkadaş olanlar, "siyah-mavi" gibi.



(Resme tıklayınız)

İçeriğe bakacak olursak:

Anlatıcımız, buhranlar içerisinde olduğunu yer yer ifade etmektedir:

“Kendimi pek zavallı, pek saf buluyorum. İskender beni değerli buluyor, herkes beni beğeniyor. Turan bana bayılıyor, Faika benden hoşlanıyor, Cavide bana varmak istiyor, hizmetçiler beni baba gibi tanıyorlar, diye bildiğim, düşündüğüm günler hayat ne kadar tatlı idi! Bugün her şeyi olduğu gibi görüyorum: Cavide bana hiç…

Yani metelik bile vermiyormuş. Turan beni kullanıyor. O erkek, ben kadın… Aşk filan bunlar saçma, doğrusu bu ki, ben onun zevkine hizmet ediyorum. Müdür bana kıymet verir, kendi işinin çıkan için! Bankadaki arkadaşların çoğu beni sever gibi görünürler, hiç biri beni çekemezler. Beni yerimden atmak, arkamdan gülmek için yanlış bir işimi arar dururlar. Küçük memur arkadaşların beni sevmeleri onlara yardım edeyim diyedir. Faika da beni severmiş! Boş laf. Ne onlar beni sever ne ben onları. Ben Cavide’yi sevdim mi? Turan’ı seviyor muyum? İnsan, sevmenin ne demek olduğunu unutuyor da beni seviyorlar diye kendini avutuyor!
  sf.160
Yani metelik bile vermiyormuş. Turan beni kullanıyor. O erkek, ben kadın… Aşk filan bunlar saçma, doğrusu bu ki, ben onun zevkine hizmet ediyorum. Müdür bana kıymet verir, kendi işinin çıkan için! Bankadaki arkadaşların çoğu beni sever gibi görünürler, hiç biri beni çekemezler. Beni yerimden atmak, arkamdan gülmek için yanlış bir işimi arar dururlar. Küçük memur arkadaşların beni sevmeleri onlara yardım edeyim diyedir. Faika da beni severmiş! Boş laf. Ne onlar beni sever ne ben onları. Ben Cavide’yi sevdim mi? Turan’ı seviyor muyum? İnsan, sevmenin ne demek olduğunu unutuyor da beni seviyorlar diye kendini avutuyor! sf. 160 
Ben yalnız Fahri’yi severim, o da beni sever.Severim. Niçin? Bunun niçini yok. O da beni, sever, onun sevgisinin de niçini yoktur. İşte sevgi bu. Kalanı yalan. Kalanını biz uydururuz.” sf.160

Bu alıntıladığım paraf, romanın içerisinde basitçe görünen bir kısım. Ancak tüm romandan hasıl olan bir öz varsa, o da bu kısımdır. Bu hikayenin en gerçek ve en acımasız kısmıdır... Anlatıcımız, samimi ve masum bir karakter. Etrafında bulunan bir çok ismin, nefsani planlarından habersiz. Samimiyetten yoksun ve çıkara dayalı ilişkileri ilk etapta göremez. Tüm romanda bundan duyulan rahatsızlıktan emareler mevcut. .

Anlatıcımızın buhranlarına dair bir görüşümü aktarmak isterim: Anlatıcımız, farklı farklı karakterlerde, farklı farklı özelliklerde kızlara gönül vermektedir. (Tabi muallakta bir takım hislerdir bunlar.) Turan Hanım hovarda, günahkar, cüretkar bir isimdir. Cavide, çıkarcı ve tembel biridir. Selime ise bunların tam aksine düzgün, temiz bir ev kızıdır. Romanın bütünündeki gönül işleri bu üç isimle ele alınıyor. Anlatıcının nasıl böyle farklı kutuplardan insanlara meylettiğini, ancak içine düştüğü buhranlı durumlarla açıklayabiliriz. 


Anlatıcımız yalnızdır. Gönül boşluğu yaşamaktadır. Dolayısıyla doğrunun hangisi olduğunu sorgulayabilecek dinçlikte değildir. Anlatıcımıza bu dinçliği, doktor arkadaşı Fahri Bey sağlamaktadır. Tez zamanda evlenmesi gerektiğini, Turan'dan uzak durmasını sık sık telkin eder... Yine de en azından sosyal çevreden gelen telkinler, yazarımıza bir balans ayarı çekmektedir. Burada bir dış yardım söz konusudur. Ancak bütünüyle de bu düşünceye bağlanamayız. Mesela üç isimden Selime'yi tercih etmesinde, bir kararlılık gözlemleyebiliyoruz. Hayat tarzına uygunluk, ona karşı hissettiği hoşluk tam tersine kendi karar mekanizmasını tekrar güçlü bir şekilde devreye girmesiyle açıklanabilir. Fahri karakterinin, Selime ile anlatıcı arasındaki bağa tesiri sınırlıdır. O sebepten ötürü anlatıcının verdiği en müdahalesiz karardır diyebiliriz. Bu kararın, roman sonunda ne kadar doğru bir karar olduğunu görebiliyoruz.

Çok yönlü bir roman olması sebebiyle, romanda kendinize dair izler bulabiliyorsunuz. Romanda insan ilişkilerinin karmaşıklığının yanında, genel bir tarzda seyreden psikolojik haller de mevcuttur. Dolayısıyla illa ki hayatınızdan izler görebileceksiniz.

Romanı beğendim. Beklentiyi yüksek tuttuğum için, okumaya başlarken biraz ürktüm. Mekanizmayı çözebilmem biraz süre aldı. Ancak Ayaşlı'nın odalarından birine sızabilirseniz, siz de benim gibi romanın tatlılığını hissedebilirsiniz. 


-
• Eser 1989 yılında, TRT'de, Tunca Yönder yönetmenliğinde diziye uyarlandı.
• Ayaşlı ile Kiracıları "100 Temel Eser" içerisinde kendine yer bulmuştur.
• Sevim Gözcü'nün "AYAŞLI İLE KİRACILARI’NDA ANLATICI SORUNSALI" adlı bir tezi var. Okunmaya değer.