Söz uçuyorsa, yazıya ne gerek.



Mecazlar, mecazlar, mecazlar...

Mecâzım kalmadı artık dümdüz konuşmaya. Artık kırık bir kafa ve kırık bir kalemle yazıyorum tüm yazdıklarımı. 

Diyorum ki: Şu uçan sözleri, güdümlü bir füze gibi bazılarının alnının çatına çakabilir miyim? 

Söz nereye uçuyor?

Ses dalgaları uzayda nerede toplanıyor? Bu sözlerin toplandığı yerden dünyanın tüm seslerini geri çekebileceğimiz teknoloji ne zaman ortaya çıkacak? Tavırların ardına sinmiş binlerce gizli sureti tek tek görebilecek miyiz? Acaba bu teknoloji kaç adamın başını yakacak?

Riskli ama eğlenceli... O beylik laflar sallayan siyasetçi, hoca, aydın müsveddelerinin dilinin altına gizlediği, sahnede değil de kuliste salladığı cümleleri duyduğumuzda gözlerimiz büyüyecek mi?

Hem kağıt dediğin nedir ki? Yanar, gider, köz olur. 

Ama söz öyle mi? Uçmak gibi bir yeteneği var. Yoksa atalar boşa konuşmazdı...
Boş mu konuşmuşlar. Yani Söz uçuyor da yazının kalma gibi bir derdi mi var? O da çekip gidecek, kusura bakmayın. 

Uçucu sözlerden ziyade, kanat çırpan sözler lazım bana... O sözleri bulursam, bir güvercinmiş gibi bizim balkondan gökyüzüne havalandıracağım.

2 yorum:

  1. ''Uçucu sözlerden ziyade, kanat çırpan sözler lazım bana''
    Ne güzel söz. Cümlemize kanat çırpan sözler lazım.

    YanıtlaSil
  2. Sözlerimizin kanat çırptığı günlerde görüşmek temennisiyle. Teşekkürler.

    YanıtlaSil

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.