Latmos & Utopia

Latmos Dağları / Beşparmak Dağları
Benzersiz bir doğal/kültür alanı kaybolmanın eşiğinde


Batı Anadolu’da, Bafa Gölü’nün doğu kıyısında yer alan Latmos Dağları (bugünkü adı Beşparmak Dağları) Ege kıyılarının en etkileyici ve arkeolojik açıdan en zengin coğrafyalardan biridir (1. 2).


Erken dönemlerden itibaren Latmos, Anadolu’nun kutsal dağlarından biriydi. 1375 m’lik zirvesinde eski Anadolulu Fırtına Tanrısı, yerli bir dağ tanrısı ile beraber tapınım görmekteydi. Bu tarihöncesi Fırtına Tanrısı’nın yerine Hititler döneminde Tarhunt, Antik Çağ’da ise Zeus geçmiştir. Eski Grek mitolojisinde bu dağ tanrısı, Ay Tanrıçası Selene’nin sevgilisi genç çoban ve avcı Endymyon olarak görülmektedir. Hıristiyanlar da bu yerli kültü benimseyerek, buraya bir haç dikmişlerdir (2. 3. 4).

Latmos, Menderes- Kristalmasifinin bir parçasıdır ve böylece Anadolu’nun en eski masiflerinden biridir. Dağın çekirdeği yüksek metamorflardan yani granit, gnays ve gözlü gnays’den oluşmaktadır. Astropikal iklimlerde gözlü gnays için tipik olan aşınma Latmos’ta belirgindir ve dağa benzersiz şeklini vermektedir. Bu sayede oluşan figürler (hayvanlar, canavarlar, cinler, insan yüzleri) adeta bir coğrafya parkını andırmaktadır ( 5 - 8. 13).



Latmos’un kültürel mirası Osmanlı Dönemi’nden Neolitik Dönem’e kadar geriye gitmektedir. MÖ 6./5. binyıla tarihlenen kaya resimleri, Latmos’un erken tarihine aittir ve Anadolu’nun son yıllarda yapılan prehistorik keşiflerinden biridir. Bugüne kadar 170 farklı kaya resmi tespit edilmiştir. Bu kaya resimlerinin merkezinde, Demir Çağı’da olduğu gibi “av” ve “vahşi hayvanlar” değil, “insan” yer almaktadır. Hayvan betimleri çok az görülmektedir.


Latmos resimlerinde Kuzey Mezopotamya ve tüm Önasya’da MÖ 11. binyıldan itibaren, yerleşik hayata geçiş sırasında ne gibi toplumsal değişimlerin meydana geldiği görülmektedir. Bu süreç uzun bir dönemi kapsıyor olsa bile, insanlık tarihi içerisindeki önemi nedeniyle, “Neolitik Devrim” olarak adlandırılmaktadır ve uygarlığın da başını oluşturmaktadır. Latmos resimleri bu yeni neolitik yaşam stilinin önemli bir adımını oluşturmaktadır. Bu aşamada “aile” önemli bir rol oynamaktadır. Resimlerin ana konusu insan olsa da, burada insan tek bir şahıs olarak değil, toplumun bir öğesi olarak rol oynamaktadır. Özellikle çift olarak kadın-erkek betimleri sıkça karşımıza çıkar (9. 9 a; 10 - 10 b). Bazı resimler düğün sahnesi olarak yorumlanabilir (9. 9 a), diğerleri ise anne-çocuk (10 - 10 b), kadın alayları ve dans eden kadın ya da erkek betimli içermektedir. Kadın betimlerinin sayıca fazla oluşu ve daha özenle hazırlanmış olması dikkat çekicidir. Şiddet sahneleri hiç yoktur. Bu nedenle resimler günümüz izleyicisi üzerinde, barışçıl ve mutlu bir toplumun izlenimini bırakmaktadır. Bu bakımdan Latmos resimleri benzersizdir.



Resimler, genellikle zirveye yakın yerlerde dağılım göstermektedir ve böylece Fırtına Tanrısı’nın (ya da Yağmur Tanrısı’nın) kült yeri ile doğrudan ilişkilidir. Bu anlamda, burası bir bereket kültünün de merkezi idi. MS 10. yy’da bile, kurak dönemlerde yağmur duaları için buraya gelinirdi. Resimler aynı zamanda dağ tanrısının gücünü simgeleyen ve Latmos için tipik olan aşındırılmış kayalara bağlıdır. Resim repertuarı burada yaşayan insanların dini inançlarından ortaya çıkmıştır.



Karadere-Mağarası’nda bu belirgin bir şekilde görülmektedir (11 - 14). Bu mağara öne çekilmiş ve kayalardan çevrili avlu ile doğal bir kutsal alan olarak yorumlanabilmektedir. Prehistorik dönemde burası muhtemelen bölgenin en önemli kült yerlerinden biri idi (12).


Tabanın döşeli olması ve arka duvarında alçak bir bankın yer alması, mağaranın önemine ayrıca işaret
etmektedir. Duvarın kalan bölümü doğal aşınmışlığından dolayı, mağaraya mistik bir hava vermektedir (13). Bankın üzerinden resme bakan kişi, figürlerin sanki kendi üzerine süzülüyormuş gibi bir izlenime kapılmaktadır.

Ana figür yaklaşık ortada büyük olarak resmedilmiş ve ellerini yumruk şeklinde yukarı kaldırmıştır. Başında T-şeklinde, muhtemelen boynuzları simgeleyen bir başlık taşımaktadır. Resmi domine eden bu figür Fırtına Tanrısı olarak yorumlanmaktadır (13. 14).

Mağaranın girişinde kaya tabanından oyularak çıkartılmış kâse bu yorumu desteklemektedir. Bu noktadan sadece dağın zirvesi, yani Fırtına Tanrısı’nın tahtı görülmektedir. Kâse belki de yağmur kültü ile ilgili dinsel bazı işlevlere sahipti. Yerleşik hayata geçmiş bir toplum için yağmur, büyük önem taşımaktaydı.


Latmos, Orta Çağı’nın sonuna kadar kutsal bir dağ olarak konumunu korumuştur. O zamanki adı Latros’tu. Sina’dan ve Yemen’den sürgün edilmiş rahipler buraya kaçmışlardır.

Sonraki yüzyıllarda bu inziva yerinden, bir manastır merkezine dönüşmüştür. Bir dizi manastırın yanısıra, sanatsal açıdan gelişmiş freskleri ile bezenmiş yaşam mekânları, bu sürecin kanıtlarıdır. Sözü geçen dönemin Türkiye’de fazla belgelenmemiş olması, bu eserlerin değerini bir kat daha arttırmaktadır.

Latmos’un başrahipleri arasında en önemlisi, MS 10. yy’da ülke sınırları dışında da tanınan Genç St. Paulos’tur. Manastırı bugün Arap Avlu olarak bilinen ve zirvenin hemen altında yer alan yapıdır. Genç St. Paulos’un naşı da buraya defnedilmiştir. Türklerin Anadolu’yu fethetmesinden sonra Latmos’taki manastırlar da terk edilmiştir. Diğer birçok yerde manastırlar tahrip edilirken, Latmos’taki manastırlar terk edilişlerinden sonra yavaş yavaş harap olmuşlardır.

Latmos’un en önemli manastırı Genç St. Paulos Manastırı olsa da, aslında en etkileyici kalıntılar Gölyaka yakınlarındaki Yediler Manastırı’na aittir (15). Bu manastır yakınlarındaki bir kaya üzerinde yer alan ve Hz. İsa’nın yaşamından sahneler içeren freskler, Latmos’un en kaliteli resimleri arasında olup, Bizans’ın başkenti olan İstanbul’daki çağdaş eserler kadar kaliteli yapıtlardır (16 - 18).




Latmos’un etkileyici doğal görünüşü ve arkeolojik anıtları (benzersiz prehistorik resimleri ile Orta Çağı’nın manastırları ve freskleri) günümüz devasa taş ocakları tarafından tehdit edilmektedir. Yıllardan beri Beşparmak Dağları’nda seramik, cam yapımı gibi birçok malzemenin üretiminde kullanılan Feldspat minerali çıkartılmaktadır. Ancak yakın zamanda artan bu çıkarma faaliyetleri, artık tarihöncesi kaya resimlerini de tehdit etmektedir (19 - 21 b).





Çam ormanıyla kaplanmış Latmos Sıradağları’nın 1994 yılında çekilmiş bir fotoğrafı (19), son yıllara ait bir fotoğrafıyla karşılaştırıldığında (20 - 21 b), taş ocaklarının kısa zaman içerisindeki tahribinin boyutlarını göz önüne sermektedir.

Feldspat minerali çıkarma faaliyetlerine en kısa zaman içinde son verilmezse, Anadolu’nun doğal ve kültürel açıdan benzersiz değer yok olacaktır. Latmos bir Açıkhava Müzesi konumunda olup 8.000 yıllık bir geçmişe sahiptir. Bununla beraber dağların doğal şekilleri ile Latmos bir çeşit coğrafya parkı olarak kabul edilebilir. Fantastik görüntüsüyle dünyamızda zor bulunan coğrafyalarındandır. Bu bölgeyi turizme açmak için büyük yatırımlara da ihtiyaç yoktur. Yerli halk bu turizmden de faydalanabilir, oysa mevcut durumda çam ormanların yok edilmesiyle ekonomik açıdan hayati önem taşıyan (arıcılık, çamfıstığı üretimi) doğal çevrede zarar görmektedir. Buna ilaveten, taş ocaklarından oluşan ince toz da rüzgâr sayesinde çevrede yaşayanların sağlığına ciddi zarar vermektedir.


Bölgeyi milli parka dönüştürme veya dünya kültür mirası listesine katma çabaları, bugüne kadar sonuçsuz kalmıştır. Televizyon programları, gazete yazıları, sempozyumlar ve gösteriler de tahribatı durduramamıştır. Feldspat mineralinin çıkarılabileceği başka yerler de varken, Latmos’un eşsiz ve insanlığın ortak mirası olduğu unutulmamalıdır. Onu gelecek nesiller için korumak bizim görevimizdir.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorum yaparak içeriğe katkıda bulunabilirsiniz.